Ve Tanrı da İşe Yaramadı…

Tanıdığı en iyi niyetli kişi kendisiydi. Bunu çevresi de onaylardı, kendisi de kanıksamıştır. Bu kontrol edilemez bir durum olmuştu zamanla… İyilik yapıyordu, ama alışkanlıktan yapıyordu çoğu zaman, istediği için değildi.

Aşmak gerekirdi bunu, kötülükler yapmaya karar verdi… Otobüste yaşlı teyzeye yer vermedi, bir çoğu bencildi zaten, utanmadan başkalarının hakkını isterlerdi… Azarlarlardı bir de” ah ne terbiyesiz bu çocuk” diye yer verilmezse kendine… Dilencilerden nefret eder oldu. Allah versin demeye başladı çoğu zaman. En son dilenciye para verdiğini hatırlayamıyordu bile… Bazen, sadaka veriyordu ama içinden gelerek… İçinde huzur buluyordu böyle zamanlarda… Dükkanlardaki sadaka kutularını boş geçmemeye karar verdi… Karşılığını aldığını da düşünüyordu, ne zaman oraya beş para atsa, eline bir yerlerden on para geçerdi.

Bir gün bilinçaltı bunu da keşfetti. İyilik olsun diye değilde, sırf attığı beş para yerine on para gelsin diye o kutulara para attığını anladı. Bir de o paraların aslında nereye gittiğini de keşfetti. İnsanların fikrini ve zikrini sömürdüğünü düşündüğü cemaatlere gidiyordu o paralar. Kim bilir neler yapıyorlar o paralarla diye düşündü ve vazgeçti.

Ağız tadıyla iyilik de yapılmıyordu bu dünya da… Sizi sömürecek suistimal edecek birileri beliriveriyordu hemen. Hatta bu işi iş edinmiş edenler bile vardı. Saf birini buldular mı, üç beş iyilik yaparlar, daha sonra da yaptıkları iyiliğin on katını çaktırmadan sömürürler. Red edemezsin çünkü sana iyilikleri geçmiştir.

İyi de işlerinin hiç de yolunda gitmemiş olduğunu fark etti. Çok çalıştı bundan sonra. İyiydi,emindi bundan… Çevresi de onaylıyordu bunu… Ama işleri yolunda gitmiyordu işte. Ne yaparsa yapsın olmuyordu… Hep bir şeyler eksik kalıyordu.

Asla pes etmedi. İçinde bir ses, bir gün başaracağını söylüyordu. Bundan emindi. Çünkü iyiydi, kimseye kötülük etmiyordu, iyilik de yapıyordu, başkalarının yapamayacağı saf iyilikler…

Olmuyordu yine de… Günler geçiyor, aylar yıllar birbirini takip ediyordu. Ve bir gün geriye dönüp baktığında her zamanki yaptığını yaptı ve “Nerede hata yaptım?” diye düşündü…

Cevap birden çok basit geldi… Bunca iyiliği uğruna yaptığı Tanrıyı unutmuştu. Adını en son ne zaman zikrettiğini hatırlamıyordu. Artık kendine gelmeliydi… Hatanın neresinden dönülse kardı.

Herşeyi unuttu. Tanrının istediğinden fazlası olamazdı. Ve tanrı kendisi hakkında kendisinin istediği şeyleri istemiyordu. Yapacak bir şey yoktu ve teslim oldu… İçinde bir huzur hissetti. Suçu başkasına atmanın verdiği geçici bir huzurdu belki de… Kısa sürdü…

Belki Tanrıdan ümidi kesmek için çok erkendi ama yine de bu seferlik,

Tanrı da işe yaramadı…

Yorumlar 5

  • kuran ı kerimde diyor ki ben(tanrı) sizler tarafından sıkça anılmak ve sevilmek istedim beni sıkça anın ve sevin…yazını okurken otobüste yer vermediğin(m) yaşlı teyze geldi aklıma amacı rahat bir yolculuk tanrının amacı ise sevilmek…bi anlamda hem tanrı hem de yaşlı teyze(insanlar) sömürgeci…
    ve tanrının kendinden bir parçası(nefesi) bizde o kadar fazla ki kendimizi tanrı yerine koyuyor ve tanrı işe yaramadı diyoruz…

  • Tarif ettiğiniz Tanrıyı göz önünde bulundurursak, insanlar yaptıkları her şeyde haklı..

  • tarif ettiiğim tanrı dört ilahi dinde de geçen tanrı…yabancı olmasa gerek sen ben o bu şu ve tanrı…

  • Anılmaya ve sevilmeye muhtaç bir Tanrı… Ayrıca dediğiniz gibi sömürgeci… Her neyse benim yazıda anlatmak istediğim “Tanrı Düşüncesi” aslında Tanrıdan ziyade…

  • benimde bahsettiğim insanın kendini tanrılaştırma düşüncesi içinde olması…sanırım kul kulluğunu tanrıda tanrılığını bilse bu düşünce ortadan kalkacak gibi.
    her neyse bir dost tavsiye etmişti bloğunuzu kısmen hklıymış da çoğu olmasa da keyifle okuduğum yazılarınız oldu…keyifli yazmalar

uyasar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: