Türk Eğitim Sistemi – Öğretmenden Kaynaklanan Sorunlar

Üniversite’den mezun olup öğretmenliğe ilk adımımı attığımda, her genç idealist öğretmen olarak benim de hayallerim vardı. İçim üniversitede öğrendiğim yenilikçi ve modern yöntem ve tekniklerle kpss sınavına hazırlanırken de üzerine eklediğim yığınlarca ideoloji ve bilgilerle doluydu.

Çocuklara arkadaş gibi yaklaşacak, onları dinleyecek, en yeni en güçlü bireyselleştirilmiş yöntem ve tekniklerle belki de bir sene sonra vermek istediğim tüm becerileri öğrencilerime kazandırmış olacaktım.

Derslerim cıvıl cıvıl geçecekti, öğrenciler derse severek girecek, üzerlerinde hiç bir stress ve baskı olmadan sadece öğrenmek istedikleri için ve eğlenerek öğrenecekti.

İlk hayal kırıklığını daha ilk derste yaşadım, sınıfta birkaç kişi dışında öğrenci yoktu. Sonraları öğrendim; bu yerlerde öğrencilerin tarlalarda çalıştığını ve bu yüzden de okullar açıldıktan ancak bir buçuk ay sonra okula başladıklarını ve okullar tatile girmeden de bir ay önce sınıfları boşalttıklarını.

Bu sessizlik çok ağırdı öğretmenliğimin başında. Ama daha kötüsünü sonra yaşayacaktım. Sınıfın tam olduğu ilk gün benle birlikte 39 kişi vardı sınıfta. Okuma yazma bilmeyen 10 kişi ve okumayı yeni sökmüş bir o kadar kişi… Bu grup dersten tamamen uzaklaşmışken geriye kalan grup içinde ise ancak 5 kişiyle ders işleyebiliyordun.

Öğretmenlikte 5. senem ve hala umutlarım var, üniversite yıllarından kalan ve yavaş yavaş unutulmaya başlanan bilgilerimin yakın bir amanda uygulanabileceğini…

Öğretmen Yetiştirme Sistemi

Şahsi fikrim, Türkiye’deki üniversitelerin çoğu ( yeni kurulanlar hariç) öğretmen yetiştirmede istenilen hedefi yakalamasa bile bu hedefin çok uzağında değiller. Yine de öğretmen yetiştirmede sorunlar var ve bunların en büyüğü yukarıdaki hikayeden de çok açık bir şekilde çıkarabileceğimiz gibi; ” Öğretilen bilgilerin gerçek hayatla ilişkisinin kurulamaması ve batıda öğrenim gören bir öğretmenin doğuda bir köye atandığında yaşayacaklarının öngörülememesidir.”

Öğretmen yetiştirme sistemi ütopiktir biraz, çünkü öğretmenler öğretecekleri ortamın mükemmel olacağı kurgusuyla yetiştirilirler. Öğretmen göreve ilk başladığında ortamını değiştirmekte ve en yeni teknikleri kullanmakta kararlıdır, ama şartlar onu yavaş yavaş kolaya, herkesin uyguladığı ve etkili sonuç aldığı yöntemlere doğru sürükler.

Yeterince geri dönüt alamayan, öğrencileri ile yeterli etkileşimi kuramayan öğretmen de yavaş yavaş sistemin çarkının içinde erir gider. Yepyeni şeyler öğrenir gerçek yaşam koşullarından, bunlar üniversitede öğretilenlerden farklıdır. Zaten zamanla unutur orada öğrendiklerini. Bu da şu kaçınılmaz gerekliliği getirir: Öğretmenin Kendini Yenileme İhtiyacı.

Seminer Dönemleri

Yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı, öğretmenin sürekli kendini yenileme ihtiyacı vardır. Bu Milli Eğitim sisteminde her sene başı ve sonunda yapılan seminer dönemi uygulamaları ile giderilmeye çalışılır. Amaç yerinde ve gerçekçi olsa da uygulama kendi başına bir sorundur ve bu seminerlerin öğretmene kattığı hiçbir şey yoktur.

Bunun için bir çok sebep sayılabilir, ama genel sebepler şunlar olabilir:

  • Tatile girecek olan ya da tatil dönüşünde olan öğretmenlerin isteksizliği
  • Seminerlerin internet ortamında yapılması ve bunun getirdiği teknik sorunlar.
  • Seçilen konuların tekdüzeliği
  • Semineri veren kişilerin hazırlıksızlığı

Çözüm önerisi olarak şunu söyleyebilirim: Bu seminerlerin yıl içine yayılması, Sıklaştırılması ve konularını gerçek yaşam konularından alması. Bu seminerlerin uzman kişilerden oluşması ve kesinlikle işlerini ciddiye alarak yapmaları gereklidir.

Ayrıca hizmet içi eğitim kapsamında öğretmenlerin eğitimde ileri gitmiş ülkelere (özellikle Finlandiya) gönderilmeleri ve buralardaki şartları yerinde incelemeleri ve kendi eksikliklerini görmelerini sağlanmalıdır.

Öğretmenlerin Toplum İçindeki Yeri

Öğretmenler genellikle toplum içinde bir değerlerinin kalmadığına, hak ettikleri saygıyı göremediklerine ve devlet tarafından sahip çıkılmadıklarına inanmaktadırlar. Bunun aksini kanıtlamak isteyebilirsiniz ama çabanız öğretmenlerin bu algısını değiştirmeyecektir.

Özellikle son dönemde diğer meslek gruplarının maaşlarına yapılan fazladan zamlarla öğretmen en az maaş alan meslek gruplarından biri olmuş, ve toplum gözünde az çalışan çok kazanan bir meslek grubu konumuna düşmüştür.

Sonuç olarak öğretmen camiası mutsuz ve umutsuzdur ve bu da malesef eğitimin kalitesini etkilemektedir.

Öğretmenlerin Tutumu

Modern çağın getirdikleri öğretmenlik mesleğini depresyona en yatkın meslek konumuna getirmiştir. Genellemek hata da olsa, öğretmenlerin kişiliğinden kaynaklanan sorunlar da vardır:

Öğretmenlerin bir kısmı zorunluluktan ya da keyfi ek kazanç sağlamak peşindedir. Bu da öğretime yeterli hazırlık yapmasını ve kendini yenileme için gerekli zamanı azaltmaktadır.

  • Öğretmenler kendilerini yenileme konusunda isteksizdirler.
  • Derslere yeterince hazırlık yapılmaz bu zamanın yetersizliğinden de kaynaklanabilir. Haftada otuz saat derse giren bir öğretmenin hafta içi okul saatleri haricinde çalışması zordur. Aşırı ders yükü de burada bir sorundur.
  • İdeolojik konular eğitime bulaştırılmıştır.
  • Cemaatçilik ve toplumsal ilişkiler eğitim ortamına taşınmıştır. Dışarıya yansımasa da toplumdaki bölünme okullara da yansımıştır.

Not: Tamamen kişisel görüşlerdir ve amaç sadece ve sadece eğitim sistemizdeki sorunlara içsel bir bakış atmaktır. Kimseyi suçlamak haddimize değil.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: