Nefret

Gözlerini oraya buraya boş boş çevirirken istediği sadece zamanı biraz oyalamaktı. İhtiyacı yoktu, bir an önce geçsin istiyordu da geçmiyordu. Gökyüzüne bakıp tam iyimser bir düşünceye dalacakken, kulağına kendisini hatırlatan bir ses geldi, söylenen kendi ismiydi. Dönüp baktığında bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen, hiç sevmediği hatta nefret ettiği eski yoldaşını gördü.

O da kendisini sevmezdi, önce o başlatmıştı hatta. Yine de yüzlerindeki zoraki gülümsemeyle birbirlerine yaklaştılar. Bizimkisi nefret de etse uzun süredir görmediği bir yüzü görünce sevinmişti. Ama duyduğu nefretin yanında bu duygu bir hiçti. Yine de o nefret, yüzündeki ekşi gülümsemeyi silmedi, biraz daha ekşitti sadece.

Klasik bir hareketle kafasını tokuşturdu eski düşmanıyla, pek düşman edinmezdi aslında çünkü saygı duyacağı düşmanları olmalıydı onun nefret edeceği değil. İkisi de bu kötü tesadüfe şaşırmakla birlikte kaçınılmaz bir şekilde durumu her şeyi gözardı edercesine savuşturmaya çalışıyordu. Bizimkisi ise işi oluşuna bırakmış, sadece düşmanının hamlelerine karşılık veriyordu. O nasılsın diye soruyor, bizimkisi klasik cümlelerle cevap veriyor ve konuşma böylece uzayıp gidiyordu.

Onun aklından bu arada şu düşünceler geçiyordu. İnsanlar birbirlerine neden samimi davranmazlar. Birisinden nefret ediyorsan nefret ediyorsundur ve bunun gereğini yapman gerekir, ondan uzak durman, konuşmaman ve tiksinmen gerekir.

Tiksindiğin biriyle neden hiç bir şey olmamış gibi davranıp kırk yıllık bir dost gibi konuşursun ki. O yüzden, “Bırak bu oyunları adamım, sen benden nefret ediyorsun ben senden nefret ediyorum… Rol yapmaya gerek yok, hadi canın cehenneme! ” deyip ayrılmak istedi. Sadece kendine iyi bak diyebildi.

Bunu yaptığı için uzun süre kendine kızacaktır….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: