Neden İngilizce Öğretemiyoruz!

Türkiye’de Türkçe Matematik Fen den sonra zorunlu olup da sınıf geçmeyi etkiyen en önemli ders İngilizce. İlk okul 2. sınıfta haftada 2 saatle başlayan İngilizce dersi ortaokula gelindiğinde 4 saat lise bir 6 saat ve sonrasında 4 saat zorunlu İngilizce dersleri var. Bir öğrenci hayatının en az 11 yılında İngilizce eğitimine maruz kalıyor buna rağmen liseyi bitirip de İngilizceyi öğrenmiş kişi oranı benim kişisel gözlemlerime göre yüzde sıfır. Bu oranı özel kursları ve özel okulları hariç bıraktığımda maalesef gönül rahatlığıyla verebiliyorum. Neden mi?

Çünkü ben bir İngilizce öğretmeniyim.

Önceleri tabii ki kendimde kusur aradım, kusurluyum da, ama neredeyse mükemmel diyeceğim İngilizce öğretmenlerinde bile bu sonuç maalesef değişmiyor, öyleyse öğretmen sorunu dışında başka sorunlar da olmalı bu işin sebebi. Ne olabilir ne olabilir….

Düşündüm taşındım ve bu konunun sebepleri konusunda az da olsa fikir sahibi olduğumu anladım. Tabii ki bu durumun en önemli sebebi öğretmendir, mükemmel bir öğretmen (ama sadece mükemmel bir öğretmen) eğer isterse İngilizce eğitimindeki bu açığı kapatabilir. Nihayetinde mükemmel olmanın zor olduğunu da hesaba katıp öğretmenlerin işlerini kolaylaştırmak gerekir değil mi? Diğer sebepleri de irdeleyip onlara da bir çare aranmalı.

İngilizce öğretiminin önündeki sebepler nelerdir peki?

Müfredat

Müfredatımız döngüsel diyeceğimiz bir sistem üzerine kurulu, yani bir öğrenci ilk okulda gördüğü konuyu liseyi bitirene kadar gittikçe detaylı bir şekilde görür. İngilizcede de böyledir bu, bir öğrenci 6. sınıfta geniş zaman görmeye başlar ve bu lise dörde kadar devam eder. Güzel bir sistemdir bu ama bizde önünü alamadığımız bir fosilleşmeye sebep olur. Öğrenci sürekli aynı konuları aynı şekilde üzerine koyamadan görür durur ve artık bıkkınlık duygusunun yanında kalıcı bir öğrenememe durumu yaşanır. Öğrendiği dağınık dağınık bilgileri yeni şeyler öğrenmesine de engel olur.

Sınıflar ve Seviye 

Sınıflarımız kalabalık malum ama bu yine de başarısızlığımız için bir bahane değil. Başarısızlığımız için bahane sınıfların aşırı heterojen oluşu ve bir seviye tutturamaması. Yani sorun şu ki, ortalama bir sınıfta hiç ingilizce bilmeyen ve az çok bilen nadir olarak da çok bilen öğrenciler hep bir arada bulunuyor. Öğretmen olarak siz mecburen orta ve alt seviyeyi göz önünde bulundurarak ders anlatırsınız bu ise iyi bilen öğrencinin motivasyonunu kaybetme sebebidir ya da tam tersi. Nedir çözüm? Çözüm seviye sınıfları yapmaktır, okulun başında seviye tespit sınavı yaparsın ve ingilizce seviyelerine göre öğrencileri yerleştirip sonra kitap seçersin.

Bizde nasıl oluyor, okullarda kayıtlar otomatik yapılıp sınıflar otomatik seçiliyor, kitap seçimi ise öğrencileri tanımadan çok önce yapılıyor. Yani şu anki sistemde bu imkansız, ingilizceyi seçmeli ders yapmadığınız sürece…

Motivasyon

İlk okul ve lisede ve nerdeyse tüm şehirlerimizde öğrencilerimizde ingilizceye şu şekilde bakılır: “Hocam onlar neden bizim dilimizi öğrenmiyor da biz onların dilini öğreniyoruz?” Öğretmenin birazcık kendini sevdirmesiyle halledilebilecek bir sorun belki de ama belki de o kadar da küçük bir sorun değildir. Nihai çözüm, ingilizce dersinin seçmeli yapılmasında gibi…

Öğrencilerin çoğu ingilizceyi bir ders olarak görüyor ve sınavlarda çıkmayacağı için de gereksiz görüyor. Bu da başlı başına bir motivasyon sorunu.

Kitaplar

Belki biraz ucuza kaçtım da hemen kitapları suçladım ama ingilizce öğretmeni olup da kitaplardan şikayet etmeyen birisini bulursanız selamımı söyleyin. Bundan beş altı yıl önce, devletimizin yurt dışından tonlarca para verip ingilizce kitaplar almak yerine kendi kitaplarımızın kullanılmasına karar verdiğinde ne kadar sevinmiştim anlatamam. Çünkü, daha ortaokulda anadolu lisesi okurken kitap parası denkleştirmek için ne kadar çırpındıüğımı hala unutamıyorum. Önceleri kitaplaın kalitesizliğinden şikayet etmedim çünkü henüz yeniydik ve muhakkak ki gelişme kaydedecektik. Aradan aşağı yukarı on yıl geçti bu ama kitaplarda herhangi bir gelişme olmadı, kitap yazarlarımız o kadar tembelliğe kaçıyorlar ki, kitapların çoğunda ders ortamında okuyamaacağınız uzun ve sıkıcı diyaloglar var ve etkinlik olarak kitabın yarısında ” aşağıdaki diyaloğu okuyup benzer diyalog yapın” türünden saçma sapam egzersizler var. Bırakın öğrenciyi, öğretmen bile ders anlatırken sıkılmakta. Bense, yabancı kitaplardan faydalanan son nesil olarak hala yirmi sene önce okuduğum ingilizce kitabındaki hikayeleri hatırlayabiliyorum.

Bu konuda devletimizin yapması gereken şu, kitaplarımızı yine biz yazalım ama gelin bu işin uzmanlarından da yardım alalım. Getirin oxford dan iki üç uzman yazsın bize adam gibi kitaplar. Bu kadar zor mu?

Sonuç olarak bu bir öz eleştiri… Kimse üzerine alınmasın!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: