İsyan Seansları

Yorucu bir çalışma haftasının sonundan sıkıcı bir hafta sonuna geçiş cumartesisinin sabahı saat 11 suları. Bu saatlerde kahvaltısını yapmış olur, yapacak çok önemli bir işi yoksa bir kitap alıp bir kenara çekilmeyi dener. Ne yazık ki, cumartesi evde temizlik günüdür ve o can sıkıcı elektrikli süpürge sesinde kitap okumak nerdeyse imkansızdır. Kim bilir kaç hafta elektrik süpürgesiyle savaşarak geçmiştir. Sonunda elektrik süpürgesi zaferi kazanmıştır, kahramanımız yenilgiyi kabullenip kitabını alıp başka mekanlara kaçmıştır önceleri. Çok güzel yerler keşfeder bu sayede. Önce güneşin ilk bahardaki o dostluğunu, rüzgarın sevgilinin nefesi gibi teninizi okşadığını hissettirecek bir yer bulur, ne var ki bu yer kitap okumak için yeni bir yer olsa da aslında anılarla dolu bir yerdir. Yine de ilk bir kaç cumartesi için görevini yerine getirir, kahramanımız güzel havalar ve bu yerin sayesinde kendini aşıp onlarca kitap bitirir bu sürede.

Sonraları her canı sıkıldığında buralara gitmeye başlar, zamanla buraya kitaplarını hiç getirmemeye başlar. Gider, saatlerce oturur, suyun dalgalarını izler, sesini dinler ve rüzgara kulak verir. Tüm bunları yaparken düşündüğü tek şey vardır aslında, evet dini kiraplardan aklında kalan ender bir düşüncedir belki de. Tanrının nasıl da büyük olduğunu düşünür bu seanslarda. Doğadaki ve evrendeki bu mükemmel uyumun, sınsuz bir zamana yayılmış olsa bile tesadüf olamayacağını düşünür ve bu düzenin arkasındaki yaratıcıya hayranlıkla bakar. Lakin, kendine dönüp bir baktığında ve kendisi gibi hatta daha kötü durumdaki ruhları düşündüğünde hayranlık yerini başka bir şeye bırakır ;Tanrının güçlü ama adaletsiz olduğunu düşünür. Neden mutsuzluğu, güçsüzlüğü, çaresizliği yarattığını, tüm insanları mutlu yapmak varken neden felaketlerle uğraştırdığını anlayamaz. Bazılarının çırpınarak didinerek elde etmeye çalıştığı şeyi, başkalarının neden kolayca elde edebildiğini. En azından der Tanrı herkese fırsat eşitliği verseydi.

Bu istan seansları saatlerce sürerdi. Bu saatlerin sonunda tabii ki biraz pişmanlıkla zehirlenmiş bir iç rahatlığıyla eve dönerdi. Bir süre sonra kitap okumaz oldu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: