Hey Gidi Karadeniz!

Bir çok kişinin “Ölmeden Önce Yapılması Gerekenler” listesinde vardır bir Karadeniz gezisi yapmak. Biraz gecikmeli de olsa, ben de bu listeden bir madde eksilttim ve İki arkadaşımla birlikte Karadenizi şöyle baştan sona bir turladım. Biraz acemice, biraz rezilce de olsa bu gezi harcadığım tüm efora değdi ve sonuçta onlarca anıyla birlikte 10 günlük bir gezi sona erdi. Ordu’dan başlayan tur, trabzon, maçka, sümela manastırı, kurtdere yaylası, ayder yaylası, yukarı kavrun yaylası, fırtına vadisi, batum, tiflis derken artvin karagöl, erzurum tortum şelalesiyle sona erdi. Zaman zaman hayal kırıklığına uğrasam da bir Adana çocuğu olarak Karadeniz beni büyüledi.

Eğer sizin de ölmeden önce yapayım dediğiniz bir karadeniz turu hayaliniz varsa, bir kaç naçizane tavsiyem olabilir aslında; altı yüksek bagajı büyük bir araba, bir çadır, masa sandalye, semaverinizi alın ve yola öyle çıkın. Ben öyle rezilliği sevmem otelde kalır keyfime bakarım diyenlerden olabilirsiniz ama karadenizi görünce mutlaka, “şuraya kamp kurup bir gece geçirsek süper olur!” diyeceksiniz. O yüzden hazırlıklı olun. Sonra isterseniz yine otelde kalın. Neyse Girizgahı kısa kesip, gezdiğim yerlerle ilgili izlenimlerime geçiyorum:

Sümela Manastırı

Sümela, bölgenin haklı olarak reklamı en çok yapılan yerlerinden biridir. Dini açıdan önemli bir yer olması da buraya ilgiyi arttırıyor şüphesiz. Dini bir ilgim olmadığına göre, bendeki etkisi estetik oldu. Sümela’nın hakikaten uzaktan görüntüsü büyüleyici ama yol boyunca bu görüntüyü çok az yerden alabiliyorsunuz (sadece bir yer, o yüzden o manzarayı gördüğünüz an arabadan inip keyfini çıkarın.) Ayrıca, Sümela Manastıra giden yol da nerdeyse manastırın kendisi kadar ilgi çekici ve güzel. Yolda size eşlik eden yeşillik ve zaman zaman şelalelere dönüşen dere tam bir doğa ziyafeti. Ancaaakkk, Sümela manastırına girerken sizi iki hayal kırıklığı bekliyor. Birincisi, bölgeye giriş için araba başı bir ücret veriyorsunuz bu yetmiyor bir de manastıra giriş için para alınıyor. Burada müze kart geçiyor neyse ki. Diğeri ise, manastırın içerden görüntüsü dışardaki kadar görkemli değil. Eğer sur görmeye alışıksanız burada sizi büyüleyecek tek şey duvarlarında ve tavanlarında üzerine yapılan onca kötü muameleye rağmen hala canlılığını koruyan resimler. Bakarken, resimlere değil de içeriğine de dikkat edin bence, ne anlattığını bir düşünün. Böylece büyüleyiciliği daha da artıyor.

Tavana çizilmiş resimlerden bir tanesi
Tavana çizilmiş resimlerden bir tanesi

Kurtdere Yaylası

Sümela Manastırından çıkışta geri şehre dönmeyi düşünüyorsanız düşünmeyin. Sürün arabanızı dağlara doğru, eğer yolların kötülüğüne sabredebilip tepeye çıkabilirseniz, sizi çizgi karakter Heidinin koşup oynadığı güzellikte yemyeşil ve dümdüz bir alan bekliyor. Çılgınlar gibi kovalamaca oynayabilir, uçurtma uçurabilir, piknik yapabilir ya da sadece manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Biraz daha doğuya gittiğinizde güneşin batışını bulutların üzerinden izleme şansına bile erişebilirsiniz.

DSC_6771
Kurtdere Yaylası yakınlarında, güneşin batışını böyle izledik!

Uzungöl

Hayatınızda en az bir kere uzungölün o camili tablosunu görmüşsünüzdür. Belki de bu manzaradır içinizde karadenize gitme hissini uyandıran. Ve mutlaka görmelisiniz de. Ancak, burası benim için tam bir hayal kırıklığı idi. Belki, benim hatamdır ama ben karşımda el değmemişe yakın bir doğa ve uzun bir sohbet için bir merhaba demeniz yeterli olan karadeniz köylülerini görmeyi umuyordum. Onun yerine betonlaşmış ve tamamen ticarileşmiş bir uzungöl gördüm. Yayla evleri yerine, zoraki bir doğallığı olan oteller ve yerli insanlar yerine de çoğunluğu arap olan turistleri gördüm. Yine de tepeye çıktığımda, karadeniz insan kalıntılarından ve uzungöl manzarasından memnun kaldım.

DSC_6926
Her ne kadar hayal kırıklığına uğrasam da Uzungöl görülmesi gereken bir yer!

Ayder Yaylası

 İlk defa burada tamamen karadenizde olduğumu hissettim. Şırıl şırıl akan sular ve yemyeşil doğa insanda sonsuza dek burada yaşama isteği uyandırsa da size iki gün yeter 🙂 Buranın tadını çıkardıktan sonra tabii ki geri dönmek olmaz. Yukarı Kavrun yaylasına kadar çıkın, üç saatlik bir tırmanışı göze alın ve Büyük Karagöl ve çevresindeki küçük gölleri mutlaka görün. Belki sırt çantanızı da alıp burada kamp kurmayı isteyebilirsiniz. Buna önceden karar verin çünkü çıkıp indikten sonra tekrar geri çıkmak size zor gelebilir. Bir de, patika yola çıktığınızda muhtemelen oradaki yerliler size her defasında yarım saate varabileceğinizi söyleyecekler. İnanmayın, en son bir karadenizli yarım saat var dedikten sonra bir saat kırk beş dakika yürüdük. Bir de dua edin hava sisli olsun, çünkü çıkmak zorunda olduğunuz yolu görmek sizi vazgeçirebilir. Her şeye rağmen zirveye çıkıp o manzara ile başbaşa kaldığınızda; “İyi ki gelmişim!” diyeceksiniz.

DSC_7136
Fransız arkadaşımız Florant Herr’in objektifinden biz!

Fırtına Vadisi

Fırtına vadisi, karadenizdeki diğer bölgeler gibi muhteşem bir doğaya sahip artı olarak Karadenize has o köprülerden sık sık görebilirsiniz. Ayrıca Çini kalesi de bu vadi üzerinde. Yol boyu Kano yapabileceğiniz, teleferikle kayabileceğiniz bir sürü de yer göreceksiniz.

Fırtına Vadisinde bunlardan çok var!
Fırtına Vadisinde bunlardan çok var!

 

Karagöl

Uzungölün doğadan uzaklaşmasından duyduğunuz hayal kırıklığını karagöl tamir edecek. Karagölü görenlerin ortak tepkisi: “Cennet dedikleri yer burası olmalı!”. Şaka değil. Buraya gelen insanların sık sık ve yüksek sesle tekrar ettikleri bir cümle bu. Mutlaka ve mutlaka görmelisiniz. Bu kadar yani.

Her görenin "Cennetten bir köşe!" dediği yer burası.
Her görenin “Cennetten bir köşe!” dediği yer burası.
Karadeniz için sıradan bir görüntü!
Karadeniz için sıradan bir görüntü!

Batum ve Tiflis

Karadenize gelmişken, Gürcistana geçip, Batum ve Tiflisi görmemek olmaz. Batum, diğer ülkelerden de gelen turistlerin dedikleri gibi “Çılgın bir şehir!”. Burası gece hayatı ve kumarhaneleri ile meşhur. Ama benim ilgimi çeken yeni yeni inşa edilen bu şehrin inanılmaz düzeni, sahilinin kocaman bir parkla halkına açılması( yavaş yavaş otellere peşkeş çekiliyor olsa da) Bir de botanik parkı varmış, ben gitmedim.

Tiflis ise başkent olmanın verdiği bir ciddiyete sahip. Şehir içi seni dışı beni yakan mimarisi ve düzeniyle sizi şaşırtabilecek nitelikte.

Bu iki şehirde de, zenginlik ve fakirliği iç içe bulabilirsiniz. Binaların ön tarafı sizi büyülese de arka tarafına baktığınızda acıyabilirsiniz. Ben bunu yeni bir ülke olmasına bağlıyorum. Ama her iki şehir de cetvelle çizilmiş gibi, ferah ve düzenli. Dolayısıyla, karadenize gelirseniz, Tiflis uzak olduğu için vazgeçilebilir ama Batum mutlaka görülmeli.

Yaşadığım olumsuzluklar:

Karadeniz gibi harika bir doğaya sahip bir yer ister istemez bazen yoğun olabiliyor. Bu kalabalığın içinde de ne yazık ki pislikler çok. Kaldığı yerleri temiz tutmayan bu kişilerdenseniz dikkatli olun, çok ağır küfür ediyorum. Özellikle ayder yaylasında en güzel manzaraya sahip yerler ne yazık ki çöplük olmuş.

Gürcistana giderseniz, özellikle de kendi arabanızla giderseniz çok dikkatli olun, trafik kurllarına harfiyen uyun. Çok basit nedenlerden ağır cezalar ödeyebilirsiniz. Bu heriflerin turistlere karşı toleransı yok. Ne olursa olsun kaza yapmayın. Konsolosluktan da bir yardım beklemeyin.

Sonuç:

Başta da dediğim gibi, zaman zaman hayal kırıklığına uğradım, zaman zaman büyülendim. Ama karadeniz doğasıyla, insanının sivri zekasıyla beni fazlasıyla tatmin etti. Kimbilir belki bir gün yolum tekrar düşer….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: