Eğitim Sistemimizin Kronikleşmiş Sorunları

Belki farketmişsinizdir, siteye girdiğinizde küçük bir metin kutusu, “Bu sitede hangi konuları görmek istersiniz?” sorusuyla karşılıyor sizi. Ziyaretçilerimizden bir tanesi, eğitim sisteminin sorunları ile ilgili daha çok içerik görmek istediğini belirtmiş. Bu önerisi için kendisine teşekkür ediyorum zira bu konu üzerine gidilmesi  ve elde edilen bulguların sistematikleştirilmesi gereken bir konu. Ama nereden tutarsanız elinizde kalacak bir konu elbet.

Bir yerden başlamak gerekseydi, kronikleşmiş sorunlardan başlanması gerekirdi elbet. Daha önceki bir kaç yazıda bu konudaki görüşlerimi belirtmiştim ama elbette yeterli değil ve bu konu kollektif tartışma ve iş birliği gerektiren bir konu. Yani, eğer eğitim sisteminin içerisindeyseniz, mutlaka ve mutlaka bu konuda fikir belirtmeniz gerekir.

Bana göre kronikleşmiş sorunlar nelerdir?

  1. Sürekli değişen bir sistem:  Eğitim sisteminde son 15 yılda yapılan değişiklikler diye bir arama yapın isterseniz. Yüzlerce sonuç çıkacaktır. Değişim iyidir, gelişmek için elbette değişmek gerekir ama bizim değişimlerimiz ileriye doğru olmuyor genelde, daire şeklinde oluyor. Yani kısır bir döngünün içerisinde kıvranıp duruyoruz. Mesela, liselere giriş sınavı, önce adı ogs idi, sonra sbs, teog oldu. Tek sınav denendi, sonra yıl boyu sınav yapılmaya başlandı. Ortaokulun her sınıfında yapıldı aradan iki üç sene geçmeden vazgeçildi vs… Yani anlayacağınız bir sistem daha oturmadan başka bir sistem getirildi. Bırakın oturmayı, sistem daha tam anlamıyla uygulanmadan değiştirildi.
  2. Sürekli değişen müfredat: Nerdeyse her sene müfredat değiştiriliyor, üzerinde oynanıyor ve bu müfradata göre kitaplar basılıyor. Daha kitaplardaki hatalar düzelmeden müfredat tekrar değişiyor. Daha bir kaç sene önce ders saatleri yetersiz denip, ders saatleri arttırılırken bu sene çocuklar sosyal etkinliklere vakit bulamıyor ve müfredat çok ağır denilerek ders saatlerinin azaltılacağı ve müfredatın yeniden düzenleneceği söyleniyor. Halbuki daha iki sene önce OECD verilerine dayanılarak bir öğrenci liseyi bitirdiğinde gelişmiş ülkelere göre daha az ders ve konu işlediği gibi bir sonuca varılmıştı.Yani eğitim sistemimizin her öğesinde durum böyle kısır bir değişim döngüsü. Elde edilemeyen sonuçlar… Bir gün, öğrencilerden bir tanesi bana şöyle demişti :” Eğitim sistemimizde iki şey eksik, Hocam; Eğitim ve Sistem.” Eğitim sistemimizi özetleyecek bir cümle.
  3. Sınavlar, Sınavlar, Sınavlar: Okullarda öğrencilerimizin bir şeyler öğrenmek, bir alanda uzmanlaşmak gibi bir dertleri yok. Tek amaçları var, önlerindeki onlarca sınavdan sistemin, ailenin, çevrenin beklentisi dahilinde yüksek puanlar almak. Rahmetli, Oktay Sinanoğlunun hep bahsettiği gönül verme meselesi yok. Bir bilim dalını sevme ve onda kendini geliştirme hedefi yok. Tek hedefleri var, lys sınavını kazanıp, öğretmen, mühendis avukat vs olmak. Bilim adamı olmak istiyorum diyen çok az. Bu konuda öğrencileri suçlayabilir miyiz? Hayır, sistemsizlik yine karşımıza bir engel olarak çıkıyor. Öğrencilerimizi bilime teşvik edecek motivasyon yok.Bu da yine bir sistemsizlik sorunu.
  4. Eğitim Felsefesi: Aslına bakarsanız, sistemsizlik ve istikrarsızlığın altında yatan ana sebep bu, özümsenmiş bir eğitim felsefesinin olmayışı. Bizim eğitim felsefemiz nedir, ne yapmak istiyoruz amacımız ne, bilen varsa açıklasın. Stratejimiz, planımız, vizyonumuz misyonumuz… Bunlar arasında bir bütünlük var mı, bunlar eğitimin her kademesindeki personel tarafından benimsenmiş mi? Öğretmen yetiştirirken bu felsefeye, strateji ve plana ne kadar riayet ediliyor?…
  5. İdeoloji ve Siyaset: Eğitime ideoloji ve siyaset karıştırılmamalı çünkü bu toplumu bölen ve ayrıştıran bir konudur ama gel gelelim gerçekler biraz acı. Eğitim sistemindeki sürekli yapılan değişikliklerin altında yatan en büyük sebep tabii ki siyaset ve ideoloji. Her gelen hükümet kendi ideolojisini yaygınlaştırmak adına değişiklikler yapar. Öğretmenler sınıfta kendi ideolojisini empoze etmeye çalışır. Eğitim propaganda alanı değildir. Eğitimin tek amacı bilim ve etikte ileri bireyler yetiştirmek olmalıdır. Siyaset ve ideolojinin medya gibi yeterince geniş bir alanı var zaten. Eğitim toplumun bütününü etkileyen ve kapsayan bir şeydir, eğitim gelecektir, ideoloji geçicidir. Bunu sistemimize yerleştiremediğimiz sürece ….

En başta da söylediğim gibi bu konu çok grift bir konu. Dolayısıyla işin içinden çıkmak biraz zor. Ancak el ele vererek ve karşılıklı hoşgörü içerisinde bu sorun çözülebilir. Son olarak yöneten kesimin bu sorunu çözmek istediğinden emin değiliz. Cahil bir toplum her zaman yönetenlerin işine gelir yalnız, bir toplumun geleceğini karartır. Bunun örnekleri çok fazladır.

Eğitim Sisteminden Kaynaklanan Sorunlar: Tatiller

Öğretmenlik mesleğinin avantajlarından bahsederken akla gelen ilk şey uzun tatil fırsatlarıdır. Hafta sonları, ara tatil ve uzun bir yaz tatili. Herkes üç ay bilir bu tatili, doğrusu iki aydır. Ama bu tatil öğrencileri için gerçekten de üç aydır ve eğitim sistemimiz bu yönüyle sorunlarla doludur.

Üç aylık yaz tatili başlı başına bir sorundur çünkü öğrenciler bu tatil boyunca öğrendiklerini unutmakta ve döndüğünde uzun bir süre okula uyum sorunu yaşamaktadır. Bu süre daha kısa olmalı ve tatiller yıl içine yayılmalıdır zira uzun tatillerden sonra gelen uzun okul dönemi yine aynı şekilde öğrencileri ve öğretmenleri bunaltmaktadır.

Nasıl olmalıdır peki?

Öncelikle tatiller yıla yayılmalıdır. Yaz mevsiminde öğrencilere maksimum bir buçuk ay tatil verilmelidir ve geriye kalan tatil ise yıl içinde mesela bir buçuk ayda bir hafta olacak şekilde dağıtılmalıdır. Böylece öğrenciler uzun yaz tatilin dezavantajlarından ve uzun okul döneminin bunaltısından kurtulacaklardır. Bu depresyona yakalanma ihtimali en yüksek olan öğretmenlik mesleğini de rahatlatacaktır ve verimi artıracaktır.

Ders Saatleri

Okullarda , ilköğretim de günde yedi saat ve liselerde günde sekiz saat olmak üzere eğitim verilmektedir. Bu sistemin tek avantajı öğrencileri sokaktan uzak tutarak muhtemel kötü olayların azalmasını sağlamaktadır. Ama diğer taraftan çocukların kendilerine ayırdıkları vakitten çalarak onların çocukluklarını yaşayamadan büyümelerine sebep olmakta, ruhlarında ölene dek dolmayacak bir boşluğun oluşmasına sebep olmaktadır.

Okullarda ders saati en fazla 6 olmalı ve seçmeli dersler gerçekten seçmeli hale getirilmeli, altı saatten sonra sadece okulda kalmak isteyenlerin kalması sağlanmalıdır.

Eğitim sistemimiz sürekli değişmekte ve aslına bakarsanız iyimser gelişmeler de olmaktadır. Yine de bazı konularda riskler alıp, ki pek risk sayılmaz, çığır açacak yenilikler yapılabilir. Tatiller, çok tepki alacağı kesin olmakla birlikte düzenlenmesi gereken konuların başındadır.

 

Türk Eğitim Sistemi – Öğretmenden Kaynaklanan Sorunlar

Üniversite’den mezun olup öğretmenliğe ilk adımımı attığımda, her genç idealist öğretmen olarak benim de hayallerim vardı. İçim üniversitede öğrendiğim yenilikçi ve modern yöntem ve tekniklerle kpss sınavına hazırlanırken de üzerine eklediğim yığınlarca ideoloji ve bilgilerle doluydu.

Çocuklara arkadaş gibi yaklaşacak, onları dinleyecek, en yeni en güçlü bireyselleştirilmiş yöntem ve tekniklerle belki de bir sene sonra vermek istediğim tüm becerileri öğrencilerime kazandırmış olacaktım.

Derslerim cıvıl cıvıl geçecekti, öğrenciler derse severek girecek, üzerlerinde hiç bir stress ve baskı olmadan sadece öğrenmek istedikleri için ve eğlenerek öğrenecekti.

İlk hayal kırıklığını daha ilk derste yaşadım, sınıfta birkaç kişi dışında öğrenci yoktu. Sonraları öğrendim; bu yerlerde öğrencilerin tarlalarda çalıştığını ve bu yüzden de okullar açıldıktan ancak bir buçuk ay sonra okula başladıklarını ve okullar tatile girmeden de bir ay önce sınıfları boşalttıklarını.

Bu sessizlik çok ağırdı öğretmenliğimin başında. Ama daha kötüsünü sonra yaşayacaktım. Sınıfın tam olduğu ilk gün benle birlikte 39 kişi vardı sınıfta. Okuma yazma bilmeyen 10 kişi ve okumayı yeni sökmüş bir o kadar kişi… Bu grup dersten tamamen uzaklaşmışken geriye kalan grup içinde ise ancak 5 kişiyle ders işleyebiliyordun.

Öğretmenlikte 5. senem ve hala umutlarım var, üniversite yıllarından kalan ve yavaş yavaş unutulmaya başlanan bilgilerimin yakın bir amanda uygulanabileceğini…

Öğretmen Yetiştirme Sistemi

Şahsi fikrim, Türkiye’deki üniversitelerin çoğu ( yeni kurulanlar hariç) öğretmen yetiştirmede istenilen hedefi yakalamasa bile bu hedefin çok uzağında değiller. Yine de öğretmen yetiştirmede sorunlar var ve bunların en büyüğü yukarıdaki hikayeden de çok açık bir şekilde çıkarabileceğimiz gibi; ” Öğretilen bilgilerin gerçek hayatla ilişkisinin kurulamaması ve batıda öğrenim gören bir öğretmenin doğuda bir köye atandığında yaşayacaklarının öngörülememesidir.”

Öğretmen yetiştirme sistemi ütopiktir biraz, çünkü öğretmenler öğretecekleri ortamın mükemmel olacağı kurgusuyla yetiştirilirler. Öğretmen göreve ilk başladığında ortamını değiştirmekte ve en yeni teknikleri kullanmakta kararlıdır, ama şartlar onu yavaş yavaş kolaya, herkesin uyguladığı ve etkili sonuç aldığı yöntemlere doğru sürükler.

Yeterince geri dönüt alamayan, öğrencileri ile yeterli etkileşimi kuramayan öğretmen de yavaş yavaş sistemin çarkının içinde erir gider. Yepyeni şeyler öğrenir gerçek yaşam koşullarından, bunlar üniversitede öğretilenlerden farklıdır. Zaten zamanla unutur orada öğrendiklerini. Bu da şu kaçınılmaz gerekliliği getirir: Öğretmenin Kendini Yenileme İhtiyacı.

Seminer Dönemleri

Yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı, öğretmenin sürekli kendini yenileme ihtiyacı vardır. Bu Milli Eğitim sisteminde her sene başı ve sonunda yapılan seminer dönemi uygulamaları ile giderilmeye çalışılır. Amaç yerinde ve gerçekçi olsa da uygulama kendi başına bir sorundur ve bu seminerlerin öğretmene kattığı hiçbir şey yoktur.

Bunun için bir çok sebep sayılabilir, ama genel sebepler şunlar olabilir:

  • Tatile girecek olan ya da tatil dönüşünde olan öğretmenlerin isteksizliği
  • Seminerlerin internet ortamında yapılması ve bunun getirdiği teknik sorunlar.
  • Seçilen konuların tekdüzeliği
  • Semineri veren kişilerin hazırlıksızlığı

Çözüm önerisi olarak şunu söyleyebilirim: Bu seminerlerin yıl içine yayılması, Sıklaştırılması ve konularını gerçek yaşam konularından alması. Bu seminerlerin uzman kişilerden oluşması ve kesinlikle işlerini ciddiye alarak yapmaları gereklidir.

Ayrıca hizmet içi eğitim kapsamında öğretmenlerin eğitimde ileri gitmiş ülkelere (özellikle Finlandiya) gönderilmeleri ve buralardaki şartları yerinde incelemeleri ve kendi eksikliklerini görmelerini sağlanmalıdır.

Öğretmenlerin Toplum İçindeki Yeri

Öğretmenler genellikle toplum içinde bir değerlerinin kalmadığına, hak ettikleri saygıyı göremediklerine ve devlet tarafından sahip çıkılmadıklarına inanmaktadırlar. Bunun aksini kanıtlamak isteyebilirsiniz ama çabanız öğretmenlerin bu algısını değiştirmeyecektir.

Özellikle son dönemde diğer meslek gruplarının maaşlarına yapılan fazladan zamlarla öğretmen en az maaş alan meslek gruplarından biri olmuş, ve toplum gözünde az çalışan çok kazanan bir meslek grubu konumuna düşmüştür.

Sonuç olarak öğretmen camiası mutsuz ve umutsuzdur ve bu da malesef eğitimin kalitesini etkilemektedir.

Öğretmenlerin Tutumu

Modern çağın getirdikleri öğretmenlik mesleğini depresyona en yatkın meslek konumuna getirmiştir. Genellemek hata da olsa, öğretmenlerin kişiliğinden kaynaklanan sorunlar da vardır:

Öğretmenlerin bir kısmı zorunluluktan ya da keyfi ek kazanç sağlamak peşindedir. Bu da öğretime yeterli hazırlık yapmasını ve kendini yenileme için gerekli zamanı azaltmaktadır.

  • Öğretmenler kendilerini yenileme konusunda isteksizdirler.
  • Derslere yeterince hazırlık yapılmaz bu zamanın yetersizliğinden de kaynaklanabilir. Haftada otuz saat derse giren bir öğretmenin hafta içi okul saatleri haricinde çalışması zordur. Aşırı ders yükü de burada bir sorundur.
  • İdeolojik konular eğitime bulaştırılmıştır.
  • Cemaatçilik ve toplumsal ilişkiler eğitim ortamına taşınmıştır. Dışarıya yansımasa da toplumdaki bölünme okullara da yansımıştır.

Not: Tamamen kişisel görüşlerdir ve amaç sadece ve sadece eğitim sistemizdeki sorunlara içsel bir bakış atmaktır. Kimseyi suçlamak haddimize değil.

 

Eğitim Sistemindeki Sorunlar

5 sene ilkokul, bir sene ingilizce hazırlık, 3 sene ortaokul, 3 sene lise, 4 sene üniversite okumuş ve 5 senelik eğitim camiasının bir parçası olan birisi olarak eğitim sistemindeki sorunlar hakkında inceleme ve belki de bir yorum yapma hakkını kendimde görüyorum.

Avrupa birliği ülkelerindeki eğitim göz önüne alındığında ve yapılan istatistiki çalışmalarda Türkiyenin oldukça geride olduğunu camia olarak kabul ediyoruz. Burada bir sorun yok da, sorumluluk almakta, öz eleştiri yapmakta o kadar da kabullenici bir tavrımız yok. Belki de tespit edilecek ilk sorun budur zira günümüz milli eğitim  ekosisteminde eğitimin başarısızlığı sadece ve sadece öğretmenin üzerine yıkılmak isteniyor. Tabii ki birinci dereceden sorumlu kişiler olarak suçlanacak yönleri var ama tek sorumlu onlar tutulamaz.

Dolayısıyla, ilk işimiz, eğitim sistemindeki sorunları kategorize etmek ve herkesin sorumlulukları ölçüsünde hatasını öğrenmelerini sağlamak olmalıdır. Eğitim sistemimizin sorunlarını ben şu başlıklar altında toplamayı uygun buluyorum:

1. Sistemden Kaynaklanan Sorunlar

Cumhuriyet kurulalı 91 yıl olmuş, bizimle aynı dönemlerde bağımsızlığını kazanmış Finlandiya bu konuda bir ekol olurken malesef biz hala doğru sistemi bulmak için her yıl değişiklikler yapıyoruz. Yaptığımız her değişiklik de bu konudaki başarısızlığımızın bir itirafı iken biz hala suçu başka taraflara atarak durumdan sıyrılmaya çalışıyoruz. Benim tespit ettiğim sistemsel sorunlar şunlar:

  1. İstikrar: En önemli sorunlarımızdan biri diye düşünüyorum. Son on yılda sadece liselere giriş sistemi 4 kere değiştirilmiş. Üniversiteye giriş sisteminde her sene major değişiklikler yapılıyor. Dersler ve muhteva, öğretmen yetiştirme yerleştirme ve bilimum ekosistemin her tarafında belki de günde belki de binlerce değişiklik oluyor. Nedir bu sizce bir sorun değil mi?
  2. Amaç: Eğitim sistemimizin daha amacı konusunda belki de yeni doğruyu keşfettik. Bilimsel düşünme yöntemlerini bilen ve uygulayan bireyler yetiştirmek. Bunu neden 93 yıldır düşünemedik de eğitimin şeklini ezbercilikten bilimsel düşünmeye geçiremedik bu da bir muamma.
  3. İdeoloji: Ne kadar inkar edilse de ideolojik yaklaşımlar de eğitim sistemimizin bir sorunu. Bir hükümet geliyor laik demokratik, T.C devletinin temel değerlerine saygılı gençlik yetiştireceğiz diyor başka bir hükümet geliyor ve saygılı sevgili dinine ve ananelerine bağlı bir gençlik yetiştireceğiz diyor. Bir Allahın kulu hükümet de bilim adamı yetiştireceğiz, insanı seven ahlak sahibi düşünen bir insan yetiştireceğiz demiyor. Sonuç: ideolojik yaklaşımlar da eğitimin bir sorunu malesef.
  4. Sınavlar: Herkesin kabullendiği sorunlardan bir tanesi. Çocuklarımızı yarış atı gibi sahaya sürüyoruz ve diğerinden daha hızlı gitmesi için de adeta kırbaçlıyoruz. Onların yetenekleri ilgileri bilgileri kapasiteleri kimin umurunda. Herkes haklı kendi çapında, sonuçta ekmeğin aslanın ağzında olduğu bir devirde çocuklarımıza hayatta kalmayı öğretiyoruz da hayatın kendisini öğretemiyoruz. Sosyal yaşamdan soyutlanmış, geriye baktığında hayatını yaşayamamış geçmişsiz bir gençlik yetiştiriyoruz. Bunun çözümü olarak dersanelerin kapatılması ve üniversite sayısındaki artışın sağlanması bence olumlu gelişmelerden iki tanesi.

2. Öğretmenden Kaynaklanan Sorunlar

Öğretmenimiz de bu sorunun bir parçası. Öğretmen yetiştirme şeklimizden başlayıp onların gelişimini sağlamadaki yetersizlik ve öğretmenlerin sahalardaki verimsiz kullanılmasına kadar bir sürü sorun var aslında.

  1. Öğretmen Yetiştirme: Sistem kendi öğretmenini yetiştiriyor ve başarısız olduğunda da yetiştirdiği öğretmeni suçluyor. Acaba öğretmen yetiştirirken nerede hata yaptım diyemiyor. Bu da bir sorun bence. Detaylara sonra gireceğiz.
  2. Öğretmenlerin İtibarsızlaştırılması: Yüz öğretmene sorsanız doksan dokuzu için bu geçerlidir. Öğretmenler toplum içindeki eski yerini kaybetmiştir ve toplumdan dışlanır hale gelmiştir. Gerek maaşlarıyla diğer mesleklerin gerisinde kalmış, gerekse toplum içindeki algısıyla az çalışan üç ay tatil yapan ve sürekli şikayet eden bir meslek grubu haline gelmiştir. Dolayısıyla öğretmenler mutsuzdur.
  3. Yetersiz Öğretmen Sayısı ve Kalabalık Sınıflar: Kırsal kesimlerde hala öğretmen bulamayan öğrenciler bulunmakta, sürekli değişen öğretmenler sistemin bir sorunu hale gelmektedir. Yapılan son değişiklikle Anadolu Liselerindeki sınıflar 34 kişiye çıkarılmıştır ve bir öğretmenin sınıf içinde bu kadar öğrenciyle ilgilenmesi takdir edersiniz ki imkansızdır.

3. Eğitim Programından ve Muhtevadan Kaynaklanan Sorunlar 

Amacımızı yeni keşfetmişken ne öğreteceğimizi yeni yeni öğreniyor olmamız şaşırtıcı değil. Aslında sorun neyi nasıl öğreteceğimiz. Öğretim programımız kararsız ve yaşamsallıktan çok uzak. Eğitim programımıza göre hazırlanmış ders kitaplarımız hem öğretmenlerimiz hem öğrencilerimiz açısından bir işkence. Tutarsızlıklar ve gerçek hayatla olan ilişkisizliği, ezberci sistemin etkisi hala muhtevamızı kirletmekte. Bunların içerisinde en çok da aslında yaşamsallık ilkesinde gerideyiz ve ezbercilik sisteminden vazgeçemediğimiz de aşikar. Tabii ki bunun sebepleri var ve birden gerçekleşmesi beklenemez ama burada yaptığımız sorunların anahatlarını tespit etmek olduğundan kısa geçip maddeyi kapatıyorum.

Sorunlarımız büyük ve ben henüz bu yazı taslağının ortasına bile gelmedim. (devam edecek…)

Son 12 Yılda Eğitim Sisteminde Yapılan Değişiklikler

Yıllardır eğitim sistemimizin sorunları üzerine tartışmalar yapılır ve hükümetler bu konu üzerinde kendilerine göre düzeltmeler ve değişiklikler yaparlar. Şu ana kadar, Cumhuriyetimizin 91 yıllık süresi içerisinde bu sorun malesef çözülebilmiş değil. Ben de bu konuda bir inceleme yapmaya karar verdim ve ilk adım olarak son 10 yılda milli eğitim sisteminde yapılan değişiklikleri listelemeye karar verdim.

İşte son 12 yılda yapılan değişiklikler:

  1.  Meslek liseliye iki yıllık meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş hakkı tanındı (2002).
  2. Üniversiteye girişte meslek liseleri ve genel liseler arasındaki katsayı farkı arttırıldı (2003).
  3. Genel lise mezunlarıyla meslek liseliler arasındaki katsayı farkı 0,2 ile 0,5’ten 0,3 ve 0,8’e çıkarıldı. Ancak 10 yıl sonra Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın başkanlığındaki YÖK, katsayı farkını küçülte küçülte geçen yıl eşitledi.
  4.  64 yıllık ilköğretim müfredatı değiştirildi (2004). Eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcı düşünce, bilimsel araştırma, girişimcilik, iletişim, bilgi teknolojileri ağırlık kazandı.
  5. Lise dört yıla çıktı (2005) Liselerde eğitim süresi üç yıldan dört yıla çıkarıldı. Zorunlu dersler azaltılarak seçmeli derslere ağırlık verildi. 40-45 saat olan haftalık ders yükü 30-35 saate düştü.
  6.  Yabancı dilde ders bitti (2005). Anadolu ve fen liselerinde, bazı derslerin yabancı dilde öğretimine son verildi. Sadece Galatasaray , Kadıköy Anadolu Lisesi gibi birkaç okulda hazırlık sınıfı kaldı.
  7. Süper liseler, Anadolu liseleri ile birleştirildi (2005). Bir yıl hazırlık eğitimi verilen ve not ortalaması ile girilen süper liselerin tamamı Anadolu lisesi oldu.
  8. Genel lise ve meslek lisesinin 1. sınıfı ortak oldu (2005). Genel liselerin birinci sınıfında verilen derslere meslek tanıtımı, yönlendirme ve ortak beceriler ile bilgisayar dersleri de eklendi.
  9. Liselere Giriş Sınavı (LGS) gitti, OKS (Ortaöğretim Kurumlarına Giriş Sınavı) geldi (2005). Öğrenciler yine tek sınava girecekti. Ancak içerik, müfredat ve katsayılar açısından farklılıklar oldu.
  10. OKS gitti, SBS geldi (2007). Çocuklar tek sınav stresi çekmesin diye 6,7 ve 8. sınıf sonunda birer sınav yapılıp ortalamasının alınmasına karar verildi.
  11. Lise türleri azaldı (2008). Ortaöğretimdeki 79 okul çeşidi 15’e indirildi. Genel lise, fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ve Anadolu lisesi dışında birçok okul birleştirildi.
  12. SBS’ler kalktı, eski sistem geri geldi (2010). 6, 7 ve 8. sınıfta uygulanan SBS’li sistem sadece üç yıl kalabildi. Öğrenciler sadece 8. sınıfta Seviye Belirleme Sınavı ‘na (SBS) giriyor.
  13. ÖSS yerine LYS ve YGS (2010). 1999 öncesinde uygulanan ÖSS, ÖYS mantığına geri dönüldü.
  14. Düz liseler anadolu lisesine dönüştü (2010). 2013-2014 yılına kadar 1953 genel lise Anadolu lisesine dönüştürülecek. Anadolu lisesini kazanamayan meslek lisesine gidecek.
  15. Arapça seçmeli ders oldu (2011) İlköğretim 4, 5, 6, 7 ve 8’deki seçmeli İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Çince’ye Arapça da eklendi.
  16. LYS’ye iki hafta kala AOBP, OBP olarak değişti (2012). Öğrencilerin üniversite sınav puanlarına okul puanı eklenecek, mezun olduğu okulun başarısı okul puanını artık etkilemeyecek. Yani öğrenciler sadece kendi bireysel başarılarından sorumlu olacaklar. Bu da başarılı okulların öğrencileri için dezavantaj.
  17. Eğitimde 4+4+4 sistemine geçildi. Böylece ilk okul dört seneye indirilirken zorunlu eğitim de 12 seneye çıkarılmış oldu.
  18. Son olarak SBS kaldırıldı, bunun yerine öğrenciler ortak yapılan yazılı sınavlarının sonucuna göre liselere yerleştirilecek.

Çok kökten ve sürekli değişiklikler değil mi, belki de sorun sistemin sürekli değişmesidir kim bilir?