Dinler Tarihi – Ali Şeriati

Dinler Tarihi kitabı İranlı yazar Ali Şeriati’nin üniversitelerde verdiği Dinler Tarihi derslerinden derlenmiş bir kitaptır. Bildiğimiz dinleri materyalist düzlemde ve ya kronolojik şekilde anlatan dinler tarihi kitaplarından biraz daha farklıdır. tüm bunlara değinmekle birlikte, bir sohbet havasında ve daha kişiseldir. Bilimsellikten de uzak değildir.

Ali Şeriati bu kitabında dünyayı etkilemiş temel inanışları inceler, onların güçlü ve zayıf yönlerini irdeler ve hepsinin ortak özelliklerini ortaya koyar. Tüm bunların sonunda ise olayı yine İslamiyete ve onun üstünlüğüne getirir.

İçinde bulunduğumuz şartlarda İrandan olan birilerine karşı önyargılı olup onu dinlemeye bile tenezzül etmemek çok normal zaten bu yüzden en büyük hatamızı yapıyoruz ve aslına bakarsanız çok şeyler kaçırıyoruz. Belki de tarih boyunca bir çok ortak noktayı paylaştığımız ki bunların en büyüğü de dindir, komşumuzdan çok şeyler öğrenme fırsatını kaçırıyoruz. Ali Şeriati öğretileriyle halkımız ve iranlılar arasında köprü kurabilecek, bizi özümüze dönmede yardım ederken gelişmemizde de etki edecek bir aydındır, tabii okursak.

Ali Şeriatinin dinler tarihi kitabı, ki aslında üniversitede verdiği derslerden bir derlemedir, aklımızdan geçen klasik dinler tarihi konulu kitaplara benzemiyor. Günümüze kadar gelmiş dinleri kronolojik bir sıraya koyup anlatmıyor kısaca, onun yerine şunu yapıyor; gelmiş geçmiş tüm dinlerdeki ortak özellikleri sıralıyor, dinlerin toplum içerisindeki yerini tartışıyor ve dünyayı etkilemiş dinlerin toplum üzerindeki etkilerini irdeliyor.

Ali Şeriati’nin Bu Kitapta İrdelediği Konular şunlardır (Kategorilendirme bana aittir)

Dinin Kökeni

Dinin kökeni ile ilgili, mesela, yapılan tüm tariflere karşı çıkıyor. Din ne bilmediğimiz şeyler hakkında uydurduğumuz bilgilerdir, ne yönetenin yönetileni uyutmak için uydurduğu kurallardır ne de başka birşeydir. Din insanın fıtratından gelir. İnsan bu dünyada yalnızdır, çaresizdir ve bir çırpınış içerisindedir, vatanından ayrı düşmüştür diyor Şeriati, din insanın asıl vatanına ulaşma çabasıdır.

Diyalektik

Durkheim›ın Marxın teorilerini irdelerken bir yere çıkıyor Şeriati, diyalektiğin batıdan değil doğudan çıkan bir kavram olduğunu buluyor. Çin dinlerini incelediğimizde, her maddede bulunan yin yang‘ın birbiriyle sürekli savaşan iki zıt güç olduğunu ve bu savaştan sürekli yeni güçler doğduğunu söylüyor, işte bu diyalektik düşüncedeki tez anti-tez sentez kavramını çin inancında bulunan yin yang kavramlarından aldığını iddia ediyor.

Şia’nın Doğuşu ve Felsefesi

Şia kavramını ve doğuşunu açıklarken de ilginç iddiaları var. İran halkının gerçek islama kolayca teslim olduğunu ama yüzyıllar sonra Arapların ve Türklerin elinde değişen adaletten uzaklaşan ve elitleşen islamla savaştığını, bunun da adalet düzleminde Şianın doğuşuna sebep olduğunu söylüyor ve ekliyor, günümüzdeki Şia da başlangıçtaki bu temellerinden uzaklaşmış ve savaştığı değerleri savunur hale gelmiştir.

Yaratılış

Yaratılış konularında da ilginç düşüncelere sahip Ali Şeriati. Ademin yaratılmış ilk insan olmadığını, ancak sorumluluk ve fikir sahibi ilk insan olduğunu bu anlamıyla da din sahibi ilk insan olduğunu söylemek istiyor sanırım. Ayrıca Ademin cennetten kovulma hikayesine de yeni bir bakış açısıyla Ademin cennetinin aslında «cahillik ve sorumsuzluk» kavramları olduğu, yasak meyvenin «görüş» olduğu ve insanın görüş sahibi olmasıyla da insanlığın rahatlığı ve sorumsuzluğu olan cennetten kovulduğunu yani artık sorumluluk ve ıstırap sahibi bir yaratık olduğunu söyler. Kurandaki «emanet» ayetini de bu ahvalde yorumlar kendisi…

Tasavvuf ve İlerleme

Tasavvufa yönelmenin toplumların gerilemesine neden olduğunu belirtir. Diğer taraftan aşırı şekilde bu dünyaya yönelmenin de insanın yaratılış gayesine ters olduğunu söyler. Bu yüzden toplumda bireylerin tasavvufi konularda etkin olmasını desteklerken toplumun kendisinin bilimsel gerçeklere uygun şekilde yönetilmesi gerektiğini savunur.

Marksizm

Yaratılışa inanan birinin marksist olması düşünülemez elbette ama kendisi marksizmden fena halde etkilenmiştir. İslamın özünde tabakalaşma olmadığını ama islam medeniyetinin gelişmesiyle de yöneten ve yönetilen kesimin ayrıldığını bunun da islamın daha kolay yönetmek için bir araç haline gelmesine sebep olduğunu söyler. Şia ise bu duruma bir isyandır.

Bunlar benim anladıklarım, anlattıklarından anladıklarımla ve yazdıklarımla bu büyük insanı lekelemek istemem zira henüz kitabı tam anlamıyla bitirmedim ve tam anlamıyla onu anladığımı da söyleyemem o yüzden iyisi mi buyrun kendiniz okuyun ve değerlendirin.

 

Kutsal Kitapların Kaynakları – Turan Dursun

Turan Dursun bir internet sitesinde gördüğüm ve hayat hikayesiyle ilgimi çekmiş olan bir yazar. Kendisi, imam ve müftü olarak çalıştıktan sonra dinlerin insanları uyuşturmak için egemenler tarafından uydurulmuş ilkel düşünceler olduğu tezi üzerine kitaplar yazmış ve bu kitaplar yüzünden de katledilmiş.

Yazdığı kitapların bana çok şey katacağını düşünerek bu kitabı aldım ve okudum, gerçekten de öğrendiğim çok şey oldu. Yine de kesinlik ve bilimsellik yönünden beklentilerimin çok altında kaldı. Yazdıklarının daha çok kişisel çıkarımlar ve bağlantılardan ibaret olduğunu gördüm. Sorduğu sorular da zaten sorulagelen cinsten.

Kitapla ilgili genel düşüncelerim şunlar :

  • Kitabın amacı ilkel (!) inanışlarla islam ve diğer dinler arasındaki bağlantıyı göstererek dinlerin insanların yönetimini kolaylaştırmak için uydurulmuş birer meta olduklarını kanıtlamak.
  • İslam, musevilik, hristiyanlık, sabiilik, brahmanizm gibi dinler detaylı bir şekilde incelenmiş ve aralarında bazı konularda aynılık derecesine varan benzerlikler olduğu saptanmış.
  • Bu saptamalar yazarın kanıtlamak istediği tezi desteklemekten çok uzak. Yazar bu benzerliklerin ilkelliğin kanıtı olduğunu söylerken, karşıt düşünceden birisi pekala bu benzerliklerin dinlerin aynı kaynaktan yani tanrıdan geldiğinin bir kanıtı olarak görebilir…

Kitaptan aklımda kalan özel bölümler şunlar:

1. Peygamber (s.a.v)in ayın ikiye yarılması mucizesi ile ilgili olarak şu hadisi yorumluyor yazar:

Abdullah İbni Mes’uaddan, “Biz Minada Allah’ın peygamberi ile birlikteydik ki ay ikiye ayrıldı. Onun bir parçası dağın öbür tarafında iken diğeri bu yanındaydı. Allah’ın peygamberi bize “şahit olun” dedi.

Ve bu hadisten, ayın ikiye ayrılıp yeryüzüne düştüğünü bir parçasının hira dağının önüne bir parçasının da arkasına geldiğini çıkarıyor. Ben bu hadisten daha çok ayın yeryüzüne düşmesini değil de perspektifle ilgili bir şey anlıyorum…

Yine de inanan inanmayan herkes tarafından ön yargısız okunası ve içindekilerin araştırılası bir kitap buldum.