Satrancın En Önemli 10 Faydası

Bilinen en eski oyunlardan bir tanesi olan satranç oyunu son zamanlarda yine yükselişte. Yaşadığım küçük bir ilçede bile ,ki 80000 nüfusa sahip, bir turnuvaya üç yüz kişi katılabiliyor ve oynayanların çoğunluğu da gençler ve çocuklar. Bu çok umut verici bir olay elbette. Bir zihin sporu olan satranç bilinen, kanıtlanmış onlarca faydaya sahip. İşte satrancın en önemli 10 faydası:

  1. Beynin büyümesine yardımcı olur: Ne kadar büyük beyin o kadar büyük zeka. Satrancın beynin büyümesine katkıda bulunduğu bilimsel olarak kanıtlanmış Bunun teknik açıklamasını yapmayacağım ama vereceğim linkten bakabilirsiniz isterseniz.
  2. Beynin her iki tarafını da çalıştırır: Beyin lobları arasında ayrım yapmıyor. Beynin hem sağ hem sol lobunun çalışmasını sağlıyor.
  3. İQ’nuzu Yükseltir: Beyni bu kadar çalıştırınca zeka seviyenizi yükseltmemesi düşünülemezdi elbette. Zeki insanlar mı satranç oynar, satranç oynayanlar mı zeki olur orası tartışılır ama satrancın zekaya etkisi bilimsel bir gerçek.
  4. Alzaymır’ı önlemeye yardımcı olur: Beyni bu kadar çalıştırınca beyinle ilgili hastalıklara karşı etkili olması da şaşırtıcı değil doğrusu.
  5. Yaratıcılığınızı arttırır: İyi bir satranç oyuncusu sürekli yaratıcı hamleler bulmaya çalışır. Oyunu kazanmanın formülü de budur. Böyle oyunca düzenli satranç oynayan kişilerde yaratıcı düşünme becerisinin gelişmesi şaşırtıcı değildir.
  6. Problem çözme becerilerini arttırır: Satranç insanlardaki üst düzey problem çözme becerisini arttırır. Satranç oynayan kişi bir oyunda onlarca soru sorar ve cevabını verir. Bu bir oyunda sürekli problem çözme anlamına gelir.
  7. Planlama ve ileri görüşlülüğü artırır: Satranç bir strateji oyunudur. Oyunun başında kendinize bir strateji belirler ve ona göre oynarsınız, gerekli durumlarda stratejinizde değişikliğe gitmeniz kaçınılmaz olabilir. Yani bir plan yapmak ona uymak ve gerektiğinde planınızı güncellemek zorundasınız. Bu da planlama ve öngörü becerisini arttırıyor.
  8. Okuma becerilerini geliştirir: Satranç planlama ve strateji oyunu olduğu kadar rakibin güçlü ve zayıf yönlerini görmeyi ve ona göre hazırlık yapmayı da gerektirir. Yani kısaca önce anlamak gereklidir. Etkin bir satranç oyuncusunun okuma ve anlama becerileri de gelişmiştir.
  9. Hafızayı geliştirir: Beynin sürekli aktif olmasından dolayı hafızaya da olumlu katkıları vardır.
  10. Zayıflatır: Satranç çok fazla enerji gerektiren bir zihin sporudur. Özellikle turnuvalarda bir oyun saatler sürebilir ve bu aşırı miktarda kalori tüketimi demektir. Satrancın zayıflamaya da faydası vardır.

Satrancın bilimsel faydalarını biliyoruz. Eğer siz de ilgi duymaya başladınız ve satranç öğrenmek ve ya satrancınızı geliştirmek istiyorsanız satrancdersleri.com‘daki Online Satranç Derslerine göz atabilirsiniz.

Bir Yılda 200 Kitap Nasıl Okunur?

Daha zeki olmanın bir sırrı yok. Okuyun,  çok okuyun.

Herhangi başarılı bir insana sorsanız size böyle bir cevap verecektir. Hatta başarılı olmasına bile gerek yok, sokaktan geçen herhangi bir kişiye sorsanız size kitap okumanın faydaları ve önemi hakkında uzun uzun nutuklar atabilir. Ama ben size bir yılda 200 kitabı rahatlıkla okuyabileceğinizi söylesem, “Hadi lan!” dersiniz. O zaman ben de kanıtlarla gelirim.

Peki nasıl başaracağız bu işi? Şu adımları izleyerek;

1. Başlamadan bırakmayın:

Birisine, günde 500 sayfa okumalısın desek, alacağımız cevap bellidir, imkansız. Zamanım yok, yeterince zeki değilim, kitapları sevmem… Bir sürü bahaneler. Ancak basit bir matematikle bu bahanelerin tamamını yok edebilirsiniz.

2. İşin matematiği:

Bir yılda 200 kitap okumak ne kadar süremizi alır?
Ortalama bir insan dakikada 200-400 kelime okur.
Ortalama bir kitap 50000 kelimeden oluşur.
Şimdi işin detayına gelelim.

200 kitap 50000 kelimeden 10 Milyon kelime eder.
10 Milyon kelimeyi Dakikada 400 kelime okursak 25000 dakika eder.
25000 dakika 417 saat yapar.

Yani bir yılda 200 kitap okumak için ayırmamız gereken süre 417 saat.

417 saati duyar duymaz bazılarınızın beyni dükkanı kapattı tabii otomatik olarak. Çoğumuz haftada 40 saat çalışıyoruz, okumak için 417 saati nereden bulacağız, değil mi?

3. Zamanı bulmak:
Okumak için 417 saati çok buldunuz değil mi? Bakın ortalama bir insan bir yılda kaç saatini neye harcıyor:

Sosyal medyada 608 saat
TV başında 1642 saat

Yani yılda 2250 saati büyük oranda çöpe atıyorsunuz. Bu sürede 1000 den fazla kitap okuyabilirdiniz. Kitap okuma hakkında gerçek şudur ki, her birimiz bir yılda 200 kitabı rahatlıkla okuyabilecek kadar zamana sahibiz. Sadece çok zayıfız, bağımlıyız ve dağınığız.

4. İşe Başlayın

Artık, basit bir matematik hesabıyla seneden 200 kitabı rahatlıkla okuyabilecek kapasitede olduğumuzu ve bunun için yeterli zamana sahip olduğumuzu bildiğimize göre, yapmamız gereken harekete geçmek. Harekete geçerken de şu konulara dikkat edin:

Çevrenizi düzenleyin: Okuma çevresi önemlidir, sizi rahatsız etmeyecek, dikkatinizi dağıtmayacak bir okuma yeriniz olsun.

Alışkanlık edinin: İrade önemlidir. Pes etmeyin ve düzenli okuma alışkanlığı edinmek için iradenizi kullanın. Boş boş tv başında oturmakla en fazla güncel olayları takip edersiniz, bir kitaptan ömür boyu işinize yarayacak bilgileri…

Her fırsatta okuyun: Okumak için belli bir zamanı, yeri saati beklemeyin. Otobüste, evde okulda her yerde okuyabilirsiniz. Tabletinizi telefonunuzu facebook haricinde faydalı işler için de kullanın…

İyi okumalar…

Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti. Orhan Pamuk

2017 Yılı Okuma Listem

Selam,

2016 yılı başında kendime 100 kitap okuma gibi ütopik bir hedef koymuştum. Aslında yeni yıla başlama hızımı dikkate aldığımızda pek de ütopik sayılmazdı çünkü sadece ocak ayında 6-7 kitap okumuştum. Bu hız uzun sürmedi anlayacağını ve son beş altı aydır da kaydadeğer bir kitap okumadığımı da itiraf etmeliyim.

Velhasıl 2016 Yılında şu kitapları okumuşum:

Yani sayıca az ama değerce paha biçileme kitaplar okumuşum diyebilirim, Senden önce ben kitabı hariç. Onu pek beğenmedim, eleştirimde de bunu görebilirsiniz.

Şu kitapları ise listeye alıp okumamışım:

  • Son Konuşma – Randy Paush
  • Sıfırdan Bire – Blake Masters
  • Bülbülü Öldürmek – Harper Lee
  • Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka
  • İnsanın Dört Zindanı – Ali Şeriati

Dolayısıyla bu kitaplar 2017 yılında ilk sıralara giriyor.

Şimdilik, 2017 okuma listem şu kitaplardan oluşuyor:

  • Son Konuşma – Randy Paush
  • Sıfırdan Bire – Blake Masters
  • Bülbülü Öldürmek – Harper Lee
  • Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka
  • İnsanın Dört Zindanı – Ali Şeriati
  • Thinking Fast and Slow
  • Negotiate to Win
  • Guns Germs and Steel
  • Homo Deus
  • Uçurtma Avcısı
  • Caner Taslaman Külliyatı

Tavsiyeleriniz olursa yorum kısmında belirtmeyi unutmayın…

 

 

Başkalarının Gözünden Ben – 2

Hiç şüphesiz ki çok az insan aynı olay içinde hep mükemmel olduğunuzu hem mükemmel olmadığınızı hissettirebilir. Dikkat edin söyler demiyorum hissettirir  diyorum , çünkü bu adamın yazılarındaki sözcükleri konuşmalarında bulamazsınız…bulamayacağınız için de kendini sizin seviyenize   indirmeye  karar verir ve sizde jest ve mimiklerle desteklediği bu konuşmayı dinlersiniz ve sonuçta ne iyisinizdir ne de kötüsünüzdür. Acımasız sözcükleri yoktur ama hissettirdiği her şey acıtır… belki de sadece bana karşı böyledir zaten bu yazı da benim gözümden peki bu durum onu kötü mü yapıyor elbette hayır ama onu iyi bir insanda yapmıyor. Zaten o göreceli kavramları sevmez , tıpkı doğal olmayan yiyecekleri sevmediği gibi, şimdi hatırladımda ilk yemeğimizde vejeteryan pizza istemişti ve şaşırmıştım. Adanalı ve vejateryan pizza… acı ve tatlı der gibi…karşıt anlamlar onu anlatırken bile aynı cümlede

Doğruya, Doğru; Yanlışa, Yanlış Demek!

1907’ten beri devam eden (ezeli değil) Galatasaray- Fenerbahçe rekabeti, toplumumuzun eleştiri kültürünün tam bir özeti.

GS- UEFA kupasını aldık

FB- Biz sizi 6-0 yendik.

FB – Biz sizi daha çok yendik.

GS – Ama biz de süper kupa aldık.

Lan durun bir, burada tartışmalık bir durum yok. Bir çelişki yok. Her iki tarafta haklı.

Durumu siyasete, toplumsal olaylara uyarlarsak şöyle bir durum çıkıyor.

A Kişisi – A bakanı yolsuzluk yapmış.

B Kişisi -Olsun diğerleri yemiyor mu sanki!

A Kişisi – Çok fazla vergi ödüyoruz!

B Kişisi – Ama sağlık reformu yaptı

A Kişisi – A partisi kendi taraftarlarını devletin imkanlarını kullanarak zenginleştiriyor!

B Kişisi – Bal tutan parmağını yalar.

Bu ülkede doğruya doğru yanlışa yanlış demek çok mu zor? Yoksa milletçe rasyonalizasyon kapanına mı düştük!

Son okuduğum kitapta milletlerin huzur ve refahı sağlayabilmeleri için merkezi güçlü bir devlet ve özgür bir ekonomik sistemin şart olduğunu söylüyor. Çoğunlukla katılıyorum ama bizim için çok daha önemli bir mesele var; “Doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyemiyoruz. Körü körüne bağlanıyoruz. Başkalarının yanlışlarını doğruları ile beraber savunuyoruz.

Milletçe birlik beraberliğin zirve yaptığı bir dönemden geçiyoruz, ne mutlu. Lakin milletçe yapmamız gereken bir mesele daha var; yanlışı eleştirmek. Gönül verdiğimiz kişiler hata ya da yanlış yaptığında bunu kabullenebilmek, rasyonalizasyon kapanına düşmemek.

Bakın, bir örnek veriyorum, dünyada egzoz emisyon oranlarında hile yaptığı için bir otomobil şirketi büyük cezalar aldı. Bu şirket o ülkelerde özür diledi, tazminatlar ödedi. Aynı şirket hakkında Türkiye’de hiç bir işlem yapılmadı (bildiğim kadarıyla), üstelik n’oldu biliyor usunuz? Şirketin satışları arttı.

Yapılan bir yanlışa, göz göre göre yapılan, tepkimizi koymadığımız gibi ödüllendiriyoruz. Ondan sonra neden gelişemiyoruz. Sorunu, yabancı devletlerin sinsi planlarında arıyoruz.

Sonuç olarak, devleti yönetenler iyi bir şey yapmışsa onu tabii ki desteklemek gerekiyor ama bir yanlışını gördüğümüzde milletçe ona karşı çıkmak insanlık görevimiz. Bir ideolojinin her şeyine katılmak zorunda değilsin kardeş. Yok çıkarlarının peşinde koşuyorsan ona bir şey diyemem o senin bileceğin iş!