Blog

Fotoğrafta Negatif Alan Nedir?

Çoğu insan fotoğraf çekerken sadece konu ile ilgilenir. Oysa bir kompozisyonda konu kadar önemli başka etmenler de olabilir. Örneğin negatif alan. Peki nedir bu negatif alan ve neden önemlidir?

Bir kompozisyon üç temel ögeden oluşur. Bunlar;

  • Çerçeve: Yani fotoğrafın sınırlarını belirleyen çizgi.
  • Pozitif alan: Fotoğraftaki asıl konumuz.
  • Negatif alan: Konu ile çerçeve arasında kalan boşluk.

Peki fotoğraftaki negatif alan,(ters alan, ters boşluk)  yani konu dışında kalan boşluk neden önemlidir. Bunun için iki önemli sebep sayabiliriz.

  • Asıl konumuzu belirlemeye yardım eder.
  • Asıl konuyu ortaya çıkarmaya yani daha belirgin ve çarpıcı olmasına yardım eder.

Bu yüzden negatif alan bir kompozisyonda sadece tesadüfen ortaya çıkan konu dışındaki boşluk olmaktan çıkarmalı, onu da kompozisyonumuzu oluştururken hesaba katmalı ve ona göre kompozisyon oluşturmalıyız.

Konunun çevresini saran siyah negatif alanın konuyu nasıl ortaya çıkardığına dikkat edin.

Kompozisyonda negatif alan tekniği akıllı ve yerinde kullanıldığında çarpıcı fotoğraflar elde etmenizi sağlayacaktır.

Bu fotoğrafta ise negatif alanı gökyüzü oluşturuyor.

Sonuç olarak, Negatif alanı etkili kullanarak çarpıcı kompozisyonlar elde edebilirsiniz.

Yeni Başlayanlar İçin Fotoğrafçılık

Fotoğrafçılık her daim popüler olan ancak pahalı olması sebebiyle herkesin kolayca ulaşamadığı bir hobi. Teknolojinin ilerlemesi ve instagram gibi fotoğraf paylaşım sitelerinin yaygınlaşması ile fotoğrafçılık daha da ön plana çıkan bir hobi oldu.

Ancak çoğu insanın gördüğü gibi fotoğrafçılık cep telefonundan selfi çekip onu filtrelerle değiştirerek instagram’da paylaşmaktan çok daha fazlası. İşte bu gerçeğin farkına varanlar için ilk adım bu yazımızı okumak. Bu yazıda temel fotoğrafçılık terimlerini ve kavramlarını tanıtacağız. Hadi başlayalım;

Temel Kavramlar

1. Enstantane Hızı Nedir?

En basit tabiriyle enstantane hızı, fotoğraf makinenizin örtücü (obtüratör) yani, makinanızın deklanşörüne bastığınızda makinenizin ışık alan kısmının açılık kapanma süresidir. Bu süre ne kadar fazlaysa makinenize o kadar ışık girer.

Enstantane hızı saniye ile ölçülür, çoğu zaman saniyenin parçaları ile, örneğin; 1/20, 1/60, 1/80 … saniye gibi. Burada sayı 1’e yaklaştıkça hız azalır örneğin, 1/1000 1/10 dan çok daha hızlıdır.

Bu hız makinelerde en fazla 30 saniyeye kadar çıkar. Yani bu deklanşöre bastıktan 30 saniye sonra fotoğrafın çekileceği anlamına gelir. Makine bu süre içinde ışık toplar. Süreyi daha da artırmak için B (bulb) modunu kullanmanız gerekir. Bu moda deklanşöre bastıktan sonra siz tekrar basıncaya kadar örtücü (obtüratör) açık kalır.

Normal ışık ortamında 1/60 ve daha hızlı (1/80 gibi) estantane hızı kullanılır çünkü daha yavaş estantene ile çektiğiniz resimde, en küçük titreme fotoğrafta bozulmaya neden olur ve makineye çok fazla ışık gireceğinden fotoğrafınız gereğinden fazla parlak olabilir.

Gece çekimlerinde ve karanlık ortamlarda veya yıldız çekimlerinde enstantane hızınızı makinenizi kıpramamak koşuluyla olabildiğince yükseltebilirsiniz.

Resimdeki hareketi dondurmak için estantene hızını yükseltmeniz gerekir. Örneğin 1/500 estantene hızında makineniz saniyenin beşyüzde biri hızda açılıp kapanacak ve hereketli nesneleri donduracaktır. Bu yolla bir uçağı, şelaledeki damlaları, yağmuru vs… çekebilirsiniz.

Yüksek Enstantane Hızı
Yüksek Enstantane Hızı

Tam tersine, resimdeki hareketi vurgulamak istediğinizde ise bu kes enstantane hızını düşürmeniz gerekir. ½ saniye saniyenin yarısı demektir ve yavaş bir hızdır. Duruma göre daha da yavaşlatabilirsiniz. Bu yolla koşan bir çocuğun hareketini, akan bir suyun hareketini, hatta yıldızların, ayın hareketini bile gösterebilirsiniz.

2. Fotoğrafçılıkta ISO Nedir?

Klasik fotoğraf makineleri için İSO, Filmin ışığa olan duyarlılığını ifade eder, modern kompakt veya dslr makineler içinse makine sensörünün ışığa olan duyarlılığıdır. 100, 200, 300… Gibi sayılarla ifade edilir. Sayı ne kadar düşükse makinenizin ışığa olan hassasiyeti de düşüktür ve fotoğraf kalitesi yüksektir.

İso’yu ışığın az olduğu ortamlarda artırarak fotoğrafta aydınlığı yakalayabilirsiniz ama bu size fotoğrafta hoşunuza gitmeyecek pürüzlere, gürültülere sebep olabilir.

Şekil 1 Sağda resim 3200 iso değeriyle çekilmiştir. Soldaki resimde ise iso değeri 100 dür.

100 İSO değerleri içinde normal saydır ve bu İSO değerinde noktaların, bozulmaların ve gürültü (noise) olmadığı güzel resimler çekebilirsiniz.

Bir çok insan iso değerlerini makinanın seçmesine izin verir. Bu makinelerdeki oto mod yani ayarları makinenin seçtiği çekme tercihleri ile olur. Makineniz bu değeri olabildiğince düşük tutmaya çalışacaktır.

İso değerinizi kendiniz seçmek istediğinizde işler değişir ve bazen acemiyseniz çığırından çıkar. Çünkü iso diyafram aralığını ve enstantane hızınızı da etkiler. Örneğin iso değerini 100 den 400 e çıkardığınızda enstantane hızı artacak, diyafram aralığı düşecektir.

İso değerinizi değiştirmeden önce kendinize şu soruları sormanız gerekebilir;

1.       Işık: Konu yeterince aydınlık mı?

2.       Gürültü: Fotoğrafta gürültü (noise), noktalar istiyor muyum?

3.       Tripod: Tripod yani üçayak kullanıyor muyum?

4.       Hareketli konu: Konu sabit mi haraketli mi?

Eğer ışık yeterliyse,  konu da sabitse, tripod kullanıyor ve gürültü istemiyorsanız  oldukça düşük bir iso değeri seçmek en akıllıca olanıdır.

Ama karanlık bir ortam, konu hareketli ve tripod da kullanmıyorsanız ve fotoğrafta oluşacak gürülüyü önemsemiyorsanız ya da özellikle gürültü istiyorsanız o zaman yüksek iso kullanmanın tam zamanı diyebiliriz. Bu size daha iyi bir enstantane hızı ve yine de aydınlık bir poz verecektir.

Şüphesiz yüksek iso gürültülü bir resim demektir.

Yüksek is oyu kapalı alanlarda, konserlerde, doğum günü partilerinde, ışığın yetersiz konunun hareketli olduğu heryerde kullanabilirsiniz. Karşılığında ne alacağınızı artık biliyorsunuz.

3. Diyafram Açıklığı ve Alan Derinliği

Diyafram olarak kullandığımız terimin İngilizcede iki farklı şekilde kullanılıyor olması biraz kafa karıştırıcıdır. ‘Diaphragm’ ile anlatılan geçen ışık miktarını ayarlayan yapraklı mekanizma iken bizim burada kullandığımız diyafram ‘Aperture’ terimine karşılık gelir ve ‘Açıklık’ kelimesi ile ifade edilebilir. Açıklığın çapını, dolayısıyla da geçen ışığın miktarını belirleyen bu yaprakların hareketidir.

Diyafram bıçakları ve diyafram açıklığı.

Kimi yerlerde ‘ışık düzengeci’ olarak da geçen diyafram (İng: ‘Aperture’), lensten geçen ışığın miktarını/şiddetini ayarlamak için lensin içine yerleştirilmiş olan düzenektir. Daha teknik bir tanımlama yaparsak, optik bir sistemde diyafram, görüntü düzlemine odaklanmak üzere gelen ışık demetinin konik açısını belirler. Diyafram ışık miktarını ayarlayamanın yanı sıra oluşan görüntünün niteliğini de doğrudan etkiler çünkü diyaframı açtığımızda diyaframdan geçen ışık ışınlarının optik algılayıcımıza düşme açıları değişir ve sadece odaklama yaptığımız bölge netken, geriye kalan alanların bulanık olmasına neden olur. Alan derinliği olarak bilinir.

Diyaframın fotoğraftaki etkisi.

Diyafram değerleri nelerdir?

1.0, 1.1, 1.2, 1.4, 1.6, 1.8, 2.0, 2.2, 2.5, 2.8, 3.2, 3.5,
4.0, 4.5, 5.0, 5.6, 6.3, 7.1, 8.0, 9.0, 10, 11, 13, 14,
16, 18, 20, 22, 25, 29, 32, 36, 40, 45, 51, 57,
64, 72, 81, 91

Not: Bu değerler 1/3 duraklı diyafram değerleridir. Kalın yazılmış olanlar tam durak olup, 2 tam durak arasında 2 adet de 1/3 duraklık değer yer alır. Her bir değer, kendinden önceki değerin sağladığından 1/3 durak daha az ışık demektir. Mesela f:2, f:2.8′in 2 katı ışık sağlar. Ekranda gösterimi daha kolay olsun diye sadece sayı değeri bulunur ama aslında ‘f/değer’ şeklindedir yani 1.4 için f/1.4 – f/22 aralığındaki diyafram

Soru: “Bende bu ara değerler yok, f/5.6′dan doğrudan f/8′e geçiyor. Neden acaba?”
Cevap: Genelde fotoğraf makinelerinde tam değerler arasında geçişin kaç kademede olacağını belirleyebilmeniz için ayar bulunur. İngilizce makine kullananlar ‘EV step’ anahtar kelimesini arayabilirler. Bu değeri 1, 1/2 yada 1/3 yapma imkanı mevcuttur. Fotoğraf makinenizin kullanma kılavuzuna bakabilirsiniz (‘Custom Functions’ bölümünde olur genelde). DSLR sahipleri gene de bulamazlarsa buradan sorarsalar yardımcı olmaya çalışırız.

Lensimizin sahip olduğu diyafram değerini nasıl okuruz?

Diyaframı belirlerken f/2.8, f/5.6 gibi şeyler duymuşsunuzdur, duymamışsanız bile lenslerin isimlerinde odak uzaklığının yanı sıra diyafram değerlerini de görmüşsünüzdür. Aşağıda fotoğrafı bulunan Sony DT 3.5-5.6/18-55 SAM lensini ele alalım. Buradaki 18 ve 55, mm cinsinden odak uzaklığını gösterirken, onların önündeki 3.5 ve 5.6 da lensin uç odak uzaklıklarında sahip olduğu en geniş diyafram değerini anlatır. Lensi 18mm’de kullanırken kullanabileceğiniz en açık diyafram değeri f/3.5 olacaktır. f/1.8 kullanmanız imkansızdır ama f/3.5 değerinden daha kısık diyafram değerlerini yani daha büyük f değerlerini kullanabilirsiniz. 55mm odak uzaklığında da kullanabileceğiniz en açık diyafram (en küçük f değeri) f/5.6′dır. Bu lens, odak uzaklığı değişken bir lens olduğu için iki adet diyafram değeri vardır.

Peki ara odak uzaklıkları için, mesela yukarıdaki lensin 28mm’de sahip olduğu en küçük f değeri için ne söyleyebiliriz? Lensin üzerine bakarak tek söyleyebileceğimiz bu değerin f/3.5 ile f/5.6 arasında olduğudur. f değeri küçük odak uzaklığından büyük odak uzaklığına doğru zum yaptığımızda belli adımlarla büyür. Kimi değişken odak uzaklıklı lenslerde ise sabit diyafram değeri mevcuttur. Bu lensler değişken diyafram değerli lenslere göre daha pahalı olurlar. Bu tarz lenslere örnek olarak AF-S NIKKOR 14-24mm f/2.8G G ED lensini verebiliriz.

Eğer sabit odak uzaklıklı bir lensinin varsa 50mm f/1.4 şeklinde bir kullanım görürsünüz. Gene aynı mantık geçerlidir. Sadece tek bir odak uzaklığı olduğu için o odak uzaklığındaki en geniş diyafram değeri yani en küçük f değeri lensin üzerinde yazar.

Sabit diyafram değerinden diyaframın değiştirilemediği anlaşılmamalıdır. Sabit odak uzaklığına sahip lenste tek bir odak uzaklığı olduğu için sadece bir tane en açık diyafram değerinin olması çok doğaldır. Bu lenslerin hepsinde lensin üstünde en açık diyafram değeri yazar ve lensler en kısık diyafram değerine kadar değiştirilebilir. Mesela bir üstte yer alan Canon EF 50mm 1:1.4 (f/1.4 ile aynı anlama gelir) lensinde f/1.4 – f/22 aralığındaki tüm diyafram değerlerini kullanabilirsiniz.

Diyafram değeri sabit olup değiştirilemeyen tek lens tipi aynalı lenstir. Günümüzde büyük markalardan sadece Sony aynalı lens üretmektedir. Sony 500mm f/8 Reflex lensinin f/8 değeri sabittir, değiştirilemez.

Diyaframın fotoğrafa etkisi nasıldır?

Diyaframın alan derinliğini değiştirerek fotoğraftaki net alan miktarını değiştirdiğini söylemiştik. Bu bölümde örnek fotoğraflar ile diyaframın fotoğraf üzerindeki etkisine bakacağız.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi büyük f değeri yani kısık diyafram kullanarak fotoğraftaki net alan miktarını büyük tutabileceğimiz gibi, aşağıdaki fotoğrafta olduğu gibi küçük f değeri yani açık diyafram ile konuyu sahnenin geri kalan kısmından ayırabiliriz de.

Manzara çekimi yaparken özellikle manzarada olabildiğince fazla alanın net olmasını isteriz ve bu nedenle büyük f değeri kullanırız.

Bazı durumlarda ise sadece sığ alan derinliği elde edip, fotoğrafı daha gizemli hale getirmek için de küçük f değeri kullanabiliriz.

Kimi zaman ise ışık yetersizliğinden elimiz mahkum diyaframımızı açabildiğimiz kadar açmamız gerekir. Olabildiğince en küçük f değerinin kullanımının neredeyse bir zorunluluk olduğu çekim alanlarının başında konser çekimleri gelir. Aşağıdaki karede ISO makinenin sahip olduğu en yüksek değer olan ISO3200′dedir ve yavaş kalmayan bir enstantane için lensin sahip olduğu en küçük f değeri kullanılmıştır.

Fotoğraf,  fotoğrafçının hissettiği şekilde anın ölümsüzleştirilmesidir dersek kimi durumlarda genel kullanımın dışına da çıkılabilir. Yukarıdakinin tersi bir durumda sanatçının hareketini izleyene yansıtmak istiyorsak ne yaparız? Bu durumda yavaş enstantane kullanmamız gerekir ve bunu da anca düşük ISO, yüksek f değeri ile elde edebiliriz. Aşağıdaki karedeki f/2.8 değeri hızlı gibi gelebilir ama kapalı salon konserlerinde ışık zaten az olduğu için 1/8 saniyelik bir pozlama için  f/2.8 bile yeterli gelebilmekte 

Büyük f değeri kullanmak istediğimiz bir diğer alan da yüksek büyütme oranlarının kullanıldığı makro çekimleridir. Makro çekimlerinde alan derinliği zaten sığ olduğu için çok küçük f değeri kullanmak fotoğraftaki net alanın sicim kadar ince olmasına neden olabilmektedir. Makro çekenler alan derinliğini arttırabilmek için fotoğraf istifleme gibi ek yöntemler geliştirmişlerdir ama gene de keskinliğin azami olduğu büyük f değerlerini kullanarak işe başlarlar.

Kompozisyon

Fotoğrafçılıkta öğrenmeniz gereken en önemli terimlerden bir tanesi “kompozisyon” kavramıdır. Belki de en önemlisidir. Şimdi fotoğrafçılıkta kompozisyon nedir ona bakalım.

Fotoğrafçılıkta kompozisyon nedir?
Kompozisyon kelimesini okul hayatınız boyunca ilkokuldan başlayarak birçok defa duymuşsunuzdur. Türkçe derslerinin vazgeçilmezidir, öğretmen bir konu verir ve sizden o konu üzerine bir kompozisyon yazmanızı ister.

Siz de başlarsınız kelimelerle oynamaya, benzetmeler yaparak, karalayarak silerek doğru kelimeler ve cümleleri doğru sıraya koyarak anlamlı bir bütün elde etmeye çalışırsınız.

İşte fotoğrafçılıkta da kompozisyon tam olarak budur. Fotoğrafı bir beyaz kâğıt olarak düşündüğümüzde, öğeleri oraya yerleştirme şeklimiz kompozisyondur.

Genel olarak kompozisyon iki türdedir:
1. Açık Kompozisyon: Konunun tamamının değil de bir bölümünün yansıtıldığı kalan bölümün ise izleyicinin hayal gücüne bırakıldığı kompozisyon türüdür.
2. Kapalı Kompozisyon: Aktarılmak istenen mesajın, konunun tamamı fotoğrafa aktarılır. Burada izleyicinin hayal gücüne iş düşmez.

Açık ve Kapalı kompozisyon örnekleri

Yukarıda, açık ve kapalı kompozisyon örneklerini görüyorsunuz, açık kompozisyonda mesaj tam olarak verilememişken, kapalı kompozisyonda izleyiciye mesaj açıkça verilmiş, hayal gücüne çok fazla şey bırakılmamıştır.
Kompozisyon Öğeleri:
Sadelik, Şemalar, Ritim(Rhythm), Uyum, Kontrast, Işık, Perspektif, Doku, Keskinlik, Bütünlük, Denge, Orantı, Yer Çekimi…

Kompozisyon Öğeleri

1.Işık

Bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama bahsetmesek bile mutlaka düşünmüşsünüzdür, fotoğrafta en önemli öğe ışıktır. Aslına bakarsanız fotoğrafçılık bir diğer deyişle “ışıkla çizmektir”. Işığın kalitesi, miktarı, renkleri ve yönü çekeceğiniz her resmin belirleyicisidir. Bu konuları iyi kavrayıp uygulayabiliyorsanız, fotoğrafçılık adına ilk tepeyi aşmışsınız demektir.

Fotoğrafçılık bir anlamda ışığı kovalamaktır. Kovaladığınız ışık bir kaliteye ve miktara sahiptir. Gün batımının ve doğuşunun zengin ılık tonları, alacakaranlığın derin mavisi, bulutlu bir günün dağınık renkleri ya da gün ortasının sert keskin gölgeleri… Tüm bunlar fotoğrafta büyük rol oynar ve bunları anlayabilmek ve kullanabilmek sizi büyük fotoğrafçı yapar.

Gün Doğumu ve Gün Batımı: Altın Saatler
En güzel fotoğrafların çekileceği saatler olmasının yanında gerçek fotoğraf aşkını da en iyi yansıtacak saatlerdir. Zira sıcak yatağında yatan bir insanın o başka bir iş için kalkması, özellikle soğuk havada büyük bir azim istek ya da zorunluluk gerektirir. Bu işte zorunluluk olmayacağına göre fotoğraf aşkının ta kendisidir.

Gökyüzünün lacivertliği ve güneşin olanca kızıllığı ile bir gün batımı

Gün doğumu ve gün batımında fotoğraf çekmek güzel olduğu kadar zordur. Güzel manzaralar sunsa da yeterli ışık her zaman olmaz. O yüzden bu altın saatlerde yanınızda tripod bulundurma zorunluluğu kaçınılmazdır. Fotoğraf makinenizin enstantane, İSO ve diyafram aralığını da ayarladıktan sonra geriye güneşin o ılık kızıllığını veya arka plana aldığınız güneşle birlikte duygu dolu siluetleri çekmenin keyfini sürebilirsiniz…

Gün Ortası
Güneş tam tepeye tırmanmaya başladığında ışığın miktarı ve kalitesi artar, ama gündoğumunun sunduğu o ılımanlık ve geçişlerdeki yumuşaklık yerini keskin çizgilere, ışık ve gölge arasındaki zıtlıklara bırakır. Artık enstantane ayarınızı yükseltebilir, diyaframı olabildiğince kısıp net alan derinliğini artırarak ışıktan korkmadan hareketli resimler çekebilir, aydınlığın keyfini sürebilirsiniz.

gun-ortasi

IŞIĞIN YÖNÜ
Işığın geldiği üç ana yön vardır ki kompozisyonlarda belirleyici olur. Önden gelen ışık baş edilmesi kolay olan ışıktır, gölge, zıtlık sorunları yaratmaz. Bakarsınız ve çekersiniz. Arkadan gelen ışık, konunun makineye dönük tarafını gölgede bırakarak ortaya bir siluet çıkarır. Konunuzun size bakan tarafı önemliyse bu yönden gelen ışık sorun çıkaracaktır. Ve yanlardan gelen ışık, konuya, doku, drama ve şekil katar.

Önden Gelen Işık: Önden gelen ışık, yanlardan ve arkadan gelen ışıktaki doku, şekil ve boyuttan yoksundur. Ama baş edilmesi çok kolay olan bir ışık türüdür, makinenizi ışığa göre ayarlar, enstantane, iso, diyafram üçlüsünü ayarlar ve deklanşöre basarsınız. Kolayca güzel resimler çekebilirsiniz.

Arkadan Gelen Işık: Işık kaynağına doğru çektiğiniz ışık konunuzun size bakan tarafını karanlıkta bırakarak fotoğraflarda siluetler oluşmasını sağlar. Baş edilmesi zor olan durulardan biridir. Ama ışık kaynağını konunun arkasında bırakarak mükemmel fotoğraflar çekebilirsiniz, özellikle altın saatler dediğimiz gün batımı ve doğuşu sırasında.
Bu anlarda yapmak gerekenler, diyaframı olabildiğince kısmak, doğal olarak iso veya enstantane değerinizi artırmak gerekecektir, ve konunun tadını çıkarmak. Ortaya mükemmel siluetler çıkması kaçınılmaz.

 Ters Işık - Arkadan gelen ışık
Ters Işık – Arkadan gelen ışık

Bu arada ışık kaynağınız güneşse fotoğraf makinenizi güneşe doğrulturken dikkatli ayarlamanızda fayda var. Yanlış ayarlarda, hatta her ayarda direk güneş ışığı gözünüze ve makinenize zarar verebilir.

Yandan Gelen Işık: Fotoğrafta yandan gelen ışık gölgeleri ve kontrastı artırır bu da fotoğrafta üç boyutluluğun, şekillerin, formların ve derinliğin oluşmasını sağlar. Şekillerle ve dokularla oynamanızı kolaylaştırır. Bu bakımından doğru kullanıldığında etkili sonuçlar doğurur.

Yandan gelen ışık

Burada bilgilere özetlenerek ve biraz da duygu katılarak anlatılmıştır. Daha detaylı bilgiler ilerde eklenecektir. O zamana kadar merak ettiğiniz veya eklemek istediğiniz olursa lüfen yorum yapmaktan çekinmeyin.

Yeni Başlayanlar İçin Düğün Fotoğrafçılığı

Düğün Fotoğrafçılığına yeni başlayanlar ya da başlamak isteyenler için yeni bir yazı dizisi bu. İçerisinde düğün fotoğrafçılığının hazırlık aşamasında ve çekim esnasında bilinmesi gereken ipuçları barındırıyor. Fotoğraf çekim aşamasının el kitabı diyebiliriz.

Çekimden önce neleri kontrol etmeliyiz? Poz alırken neleri bilmek gerekir? Bakış açısını ve kamera ayarlarını neye göre seçmeliyiz?… gibi soruların cevabını bu yazıda bulacaksınız. Başlıyoruz.

Kompozisyon

1. Görüş

Düğün fotoğrafçılığında belki de en önemli aşama birinci aşamadır yani görüş aşaması. Bu aşama önemlidir çünkü fotoğraf çekilecek mekanı bu aşamada görüp fotoğrafını zemine karar verirsiniz. Bunla ilgili Photoshop da bir basamak olsa da ortaya çıkacak fotoğrafı bu aşamada görselleştirmeniz gerekir.

Fotoğrafta nasıl bir post-prodüksiyon uygulayacaksınız, hangi ögeleri geliştirip hangi ögeleri azaltacaksınız, o özel sahnede sizi çeken nedir ya da bu mekan çevresel bir portre için uygun mudur gibi soruları bu aşamada cevaplamanız gerekmektedir.

Çoğu fotoğrafçı için bu aşama anlık bir aşamadır. Daha ilk aşamadan ne yapacaklarını bilirler. Yine de bu aşama biraz daha detaylı düşünülerek daha güzel sonuçlar elde edilebilir.

Mekanı gezin, başka açılardan bakın ve alanı ışık açısından iyice inceleyin. En iyi ışık nerededir, ışık ve mekan pozlamanızı nasıl etkiler gibi soruları cevaplandırın. Bir alanı analiz ederken genellikle şu başlıklara bakmak yeterlidir.

Gölgeler: Mekanı daha çekici kılacak ilginç bir gölge var mı? Öyleyse bu gölgeyle fotoğrafı iyileştirmek için oynanılabilir mi?

Tekrarlayan ögeler ve desenler: Çerçeve de bir tekrar var mı? Eğer öyleyse daha dinamik fotoğraflar elde etmek için bu desenleri nasıl kullanabilirim?

Çizgiler: Fotoğrafı güçlendirecek, insan gözünü bir noktaya götüren çizgiler var mı? Bu çizgileri fotoğrafı güzelleştirmek için nasıl kullanabilirim?

Yansımalar: İlginç bir kompozisyon yaratmak için kullanabileceğim yansımalar var mı?

Yansımaların mükemmel kullanıldığı bir fotoğraf. Tabii siz çiftin yüzlerinin göründüğü kapalı bir kompozisyon tercih edebilirsiniz.

Işık: Çekim alanında ışığın normalin üstünde güzel olduğu bir alan var mı? Eğer açımı değiştirsem ışık kompozisyonumu nasıl etkiler?

Çevresel Ögeler: Alanda mekanın karakterlerini yansıtan fotoğrafa alabileceğiniz çevresel ögeler var mı?  Her çift bir sebepten dolayı çekim mekanını seçer, bazıları deniz sever, bazıları ilk defa orada buluşmuştur. Bu yüzden mekanı özel kılan ögeleri bulup fotoğrafa dahil etmek önemlidir.

Renk: Mekanda fotoğrafı etkileyecek güçlü renkler var mı? Bu renkleri göz yormayacak, karmaşa yaratmayacak şekilde kullanabilir miyim?

Simetri: Herhangi bir doğal ayraç var mı? Fotoğrafı daha dinamik hale getirmek için nasıl kullanılabilirler.

2. Çiftin Çerçeveye Yerleştirilmesi

Çifte, vücut pozisyonları ve birbirleri ile olan etkileşimleri konusunda direktifler vermeden önce onları çerçeveye yerleştirmek önemlidir. Bunu muhtemelen daha birinci adımda düşünmüştürünüz. Özelliklede gözü yönlendiren hatlar ve ışık konusunda şanslı iseniz. 

Fotoğraftaki ögelerin etkisini artırmak için çifti nereye yerleştirmeliyim? Ya da en azından çifti ön plana çıkarmak için nereye yerleştirmeliyim? Gibi soruları cevaplamak gerekir.

Çifti çerçeveye yerleştirirken 1/3 kuralını uygulamak çoğu zaman yeterlidir ancak sizi çerçevenin tam ortasına yönlendiren güçlü çizgiler varsa çifti oraya yerleştirmekte sakınca yoktur.

Bu konuda bir diğer önemli öge ise negatif alandır. Fotoğrafta yeterli negatif alan bırakmak dinamik fotoğraflar ortaya çıkması bakımından ve çevresel ögeleri fotoğrafa dahil etmek açısından  önemlidir.

3. Poz Verdirme

Bu adımda artık çiftimizi alıp fotoğraf çekmeye başlayabiliriz. Onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeden önce onları doğru noktaya yerleştirmiş ve birbirlerine doğru doğru konumu almış olmalarını sağlamış olmanız gerekiyor.

Bu aşama tamamen onların arasındaki bağlantıyı sağlamakla ilgilidir. Bu duygusal bağ değil, kameraya doğru fiziksel bağlantıdır.

Onları yerleştirebileceğiniz birçok poz vardır. Bu seçenekler birinci ve ikinci aşamadaki seçimlere göre azalacaktır. Yine de bu listeden birkaç tanesini seçip her ortamda bu pozisyonlardan birkaç tane fotoğraflamanız gerekir.

  1. Göğüs Göğüse: Bu poz bir dereceye kadar samimiyet gerektirir. Hatırlanması gereken önemli nokta ise, bu birleşik bir pozisyon olduğundan çiftin birbirlerine dokunması gerektiğidir. Onlara sarılmalarını söyleyin. Sonra gerekirse poz üzerinde ince ayarlar yapabilirsiniz.
  2. Sırt-Göğüs Pozu: Kameraya alışık olmayan bir çifti çekiyorsanız bu pozisyonla başlamak daha güvenlidir diyebiliriz. Gelin ya da damat önde olabilir. Pozu tarif ettikten sonra gerisinin doğal bir şekilde oluşmasını bekleyin. Sonunda bir çiftin diğerini sarıp sarmaladığı samimi bir pozisyona ulaşabilirsiniz. Birazcık ince ayarla da istediğiniz pozu elde etmeniz çok kolaydır.
  3. Bacakların üzerine ya da arasına oturmak: Bu poz için iki temel seçeneğiniz mevcut, çiftin yüzlerinin birbirlerine dönük olduğu ya da birinin sırtının diğerine dönük olduğu bir fotoğraf. Tarafların birbirlerine dönük olduğu poz daha samimi olmakla birlikte çok daha zahmetli olabilir ve uzun açıklamalar gerektirebilir. Bu pozda ince ayar yaptığınızdan emin olun, bacaklar gereğinden fazla açık olabilir, pozda eğrilik yamukluk olabilir vs.. Ve son olarak bu poz merdivenlerde iyi gidebilir.
  4. Yan yana oturma: Sandalyede, duvarda, merdivende ya da yerde olsun, bu poz çoğu çift için işe yarar. Çiftin birbirine daha bağlı olmaları için pozu iyileştirebilir ya da talimatlar verebilirsiniz. Vücut dillerine bağlı olarak birbirlerinden kopmuş görünebilirler. Bir düğün fotoğrafında böyle bir şey istemeyiz. O yüzden oturuşlarını hatta ellerini birleştirmek isteyebilirsiniz. Damada bacaklarını kapatmasını da söyleyebilirsiniz mesela.
  5. Yan yana ayakta durmak: Yine basit bir poz. Yine de birbirlerinden kopuk olmamalarına dikkat edin.
  6. Aynı karede ayrık: Bu pozda onları konumlandırabileceğiniz bir sürü yol vardır. Beli çifti iki kapı çerçevesine ya da pencereye yerleştirirsiniz. Bu eğlenceli poz yaratıcılık açısından zengin olsa da hareket-iletişim bakımından sizi sınırlayabilir.
  7. Uzanarak: Aynı yöne doğru ya da zıt yönlere doğru, bu poz fotoğraflaması samimi bir poz olabilir.

4. Hareket ve Etkileşim

Çiftimizi herhangi bir pozda çerçevemize yerleştirdik. Sıra fotoğrafa duyguyu katmaya geldi. Bir fotoğrafta sadece etkileşimle oynayarak aynı pozdan iki farklı duygu yaratabilirsiniz. Bazı çiftler için tuhaf olan ancak çoğu için birkaç ısınma hareketiyle elde edebileceğiniz etkileşimler vardır.

Kameraya bakmak: Bazı çiftler doğal bir şekilde birbirlerinden uzaklaşırlar. Eğer aradığınız poz bu değilse etkileşimle biraz oynamanız gerekebilir. Mesela yanak yanağa durmalarını ya da birbirlerine yaklaşmalarını söyleyin. Sarılmak kelimesi bu durumlarda sihirli bir söz olabilir. Düğün fotoğrafçılığında çiftin kameraya baktığı çok fazla fotoğrafa gerek yok ama mutlaka birkaç poz olmalı.

Kafa Kafaya: Bu da kolay bir etkileşimdir. Çünkü aile ve arkadaşlar önünde bile çifti utandırmadan kolayca elde edilebilir. Bu etkileşimle ilgili bir diğer güzel şey ise, çift birbirlerine çok yaklaşacak ve bunun sonucunda gülmeye başlayacaklardır. Samimi bir fotoğraf yakalamak için bulunmaz fırsat. Bu pozu gözlerini kapatmalarını isteyerek daha da samimi hale getirmek mümkün olabilir.

Sarılmak: Sarılmakla ilgili bir sürü etkileşim yaratabilirsiniz, yan yana sarılma, arkadan sarılma, önden sarılma… Çiftten sarılmalarını istemek nispeten kolay bir durumdur. Özellikle sarıldıklarında yüzlerini kameraya doğru dönüp gözlerini kapattırmak samimi anların ortaya çıkmasını sağlayabilir. Ayrıca onları olabildiğince çok noktadan temas etmelerini sağlayabilirsiniz.

Alından Öpmek: Gelinden oldukça uzun bir damat varsa bu poz özellikle değerli olabilir. Gelinden farklı şeyler isteyerek farklı duygular elde edebilirsiniz. Örneğin; gözlerini kapattığında samimi bir fotoğraf elde ederken damadın gözlerini kapattığı gelinin gözlerini açıp kameraya baktığı bir fotoğraf cesur bir duygu uyandıracaktır.

Öpücük: Bizim kültürümüzü göz önünde bulundurduğumuzda aşırı gidemeyeceğimiz bir poz çeşidi. Yine de siz bu tür pozları istemekten çekinmeyin. Dikkat etmeniz gereken şey çiftlerden birinin diğerinin yüzünü yiyormuş gibi bir pozun ortaya çıkmaması ve çiftlerden birinin diğerini kapatmamasıdır.

Hareket: Size doğru ya da aksi yönde yavaşça yürürken, hızlı yürürken, koşarken, zıplarken yakalayabileceğiniz bir etkileşimdir. Kameraya bakmalarına gerek yoktur. Birbirlerine bakmaları konuşmaları daha samimi pozlar için daha tercih edilir bir pozdur.

Ele Ele Tutmak: Başarması kolay sabit bir pozdur. Çiftin birbirlerine olan uzaklığını ayarlayarak, birbirlerine ya da farklı yönlere bakmalarını sağlayarak, poz üzerinde ince ayar yapabilir ve farklı duygular elde edebilirsiniz.

Baş Omuzda: Bazen yan yana sarılma pozu bu şekilde sonuçlanabilir. Bazen de özellikle daha fazla talimat isteyen çiftlerden bizzat siz isteyebilirsiniz.

Çiftlerden birinin kameraya bakması: Çiftlerden birinin kameraya baktığı diğerinin bakmadığı pozlarda fotoğraftaki duygu kameraya bakan kişiye göre değişir. Ciddi

Çiftin arka planda olduğu detay çekimler: Burada detaylar dediğimizde her zaman düğüne ait detaylar olmak zorunda değildir, ama olabilir de. Herhangi bir şey detay olarak kullanılabilir, deniz kenarındaki kayalıklar, yolun kenarındaki çiçekler, ya da antik bir araba. Bu tür çekimler genellikle düşük bir alan derinliği ile çekilir ve detay net bir şekilde odakta iken çift arka planda güzel bir şekilde bulanık çıkar.

5. Ayarları ve Bakış Açısını Seçmek

Tabii ki fotoğrafın son halini etkileyecek şeylerden bir tanesi de nerede durduğunuz ve hangi ekipman ve ayarları kullandığınızla da alakalıdır.

Fotoğrafı yukardan mı aşağıdan mı çekeceksiniz? Düşük bir perspektiften mi yoksa yüksek bir bakış açısından mı çekeceksiniz? Fotoğrafta ön planı mı ortaya çıkaracaksınız yoksa çift ile çerçeveyi doldurmayı mı tercih edeceksiniz? Yavaş bir enstantane hızı mı yoksa yüksek bir enstantane hızı mı tercih edeceksiniz? Yoksa alan derinliğini düşürerek bulanık bir arka plan mı elde edeceksiniz? Fotoğrafta güneş ışıklarından oluşan parıltılar olacak mı?

Farklı bakış açılarından çekilmiş aynı nesneler çok farklı fotoğrafların ortaya çıkmasını sağlar. Poz ve etkileşimleri bir araya getirdiğinizde ortaya yüzden fazla potansiyel fotoğraf çıkar. Bunlara bakış açısını da (perspektif) eklerseniz bu sayıyı ikiyle çarpmanız gerekir.

Fotoğrafta perspektifi seçerken şu konulara dikkat etmek işinizi kolaylaştırabilir.

Arka planı sadeleştirin. Düşük bir açıdan çekin. Bu şekilde arka planı sadece gökyüzünden oluşturabilirsiniz. Bazen ilginç bulut desenleri yakalama şansınız olur.

Çift dışında her şeyi sadeleştirin. Çifte yakın bir şekilde kırpın. Bu aşamada nerede olduklarının bir önemi yoktur. Çünkü çift çerçeveyi doldurur.

Ön planı ortaya çıkararak kapladığı alanı çoğaltın. Yere yakın bir açı seçin ve çifti direk çekin. Eğer düşük bir alan derinliği seçerek de ön plandaki rengi deseni ya da nesneyi odaklayıp arka planda da çifti bulanıklaştırarak güzel bir fotoğraf elde edebilirsiniz. Ya da tabi ki her ikisini de net tutabilirsiniz.

Fotoğrafta ışınları dahil edin. Diyaframı f/13 ya da daha düşüğüne getirin. Güneş ışınlarını fotoğraflayabilen bir lens seçin. Ve istediğiniz ışınları elde edene kadar çiftin etrafında dans edin.

Gökyüzünü vurgulayın. Bir siluet oluşturmayı düşünün ve gökyüzüne göre pozlamayı ayarlayın. Ya da pozlamayı dengelemek için flaş ya da video ışığı kullanmayı deneyin.

Arkada çiftin olduğu bir detay fotoğrafı çekin. Düşük bir alan derinliği seçin ve çifti dışarda bırakarak çerçeveyi olabildiğince detayla doldurun.

Çifti ve çevresini vurgulayın. Çifti yere oturtarak yukardan çekin ya da ön plana çiçekleri yaprakları vs yerleştirerek çifti onların arasından çekin.

6. İnce Ayar ve Çekim

Nerdeyse fotoğraf çekmeye hazırız. Yeri (adım 1), çifti çerçevede nereye yerleştireceğimizi (adım 2), vücut konumlarını (adım 3), etkileşimi (adım 4) ve bakış açısını ayarları (adım 5) seçtik ve artık fotoğraf çekmeye hazırız. Son olarak pozu tekrar değerlendirip fotoğrafımızı çekebiliriz.

Çoğu insan daha sonra Photoshopta düzeltecekleri bahanesiyle mükemmel fotoğrafı aramazlar. Ama bazen pozu renkleri photoshopta düzeltemeyecek pozlar elde ederiz. 

Renkleri, ışığı, pozlamayı ayarlayabilsek de, verilen pozu photoshopta düzenlemek nerdeyse imkansızdır. O yüzden çerçevede tuhaf duran şeyler varsa kontrol etmek ve gerekiyorsa da düzeltmek gerekir.

Damadın eli boş boş salınıyor mu? Gelin damat tarafından hafifçe engelleniyor mu? Çiftin her ikisi de fotoğrafta uygun yerleştirilmiş mi? Gibi soruları sorarak pozlarda ince ayar yapıp ondan sonra fotoğraf çekimine geçmek faydamızadır.

İnce ayar yaparken şu noktalara dikkat etmek fotoğrafta istenmeyen görüntüleri azaltacak, daha güzel fotoğrafların ortaya çıkmasına yardım edecektir:

  1. Elleri ya da ayakları eklem yerlerinden kesmediğinizden emin olun. Bu, çiftin engelliymiş gibi görünmesine sebep olacaktır.
  2. Vücudun parçaları arasında birazcık boşluk kalmasını sağlayın.
  3. Bükebiliyorsanız, bükün. Tüm eklemlerinizin ve parçalarınızın dümdüz bir şekilde ayakta durduğunuzu hayal edin, rahat değil değil mi? Aynı şey fotoğraf için de geçerlidir. Elleri, bilekleri, ayakları bükün. Düm düz kalması onların rahatsız olduğu izlenimini verecek ya da samimiyeti ortadan kaldıracaktır.
  4. Vücutların birden fazla noktadan birleştiğinden emin olun. Havaalanında birbirini uğurlayan bir çift düşünün, birbirlerine son bir öpücük verirken nasıl dururlar sizce? Tüm vücudu ayrı sadece dudaklar mı birleşik? Hayır, tabii birbirlerine sarılabildikleri kadar sarılırlar. Fotoğrafta da aynı etkiyi vermek için bu kurala uymakta fayda var.
  5. Pozda bir kamburluk varsa düzeltin. Bazen çifte karın kaslarını kullanmalarını ve sağlıklı bir duruş sergilemelerini isteyebilirsiniz.
  6. Vücutta gerilim göstergesi hareketler varsa düzeltin. Mesela pençe gibi duran eller, kalkık omuzlar, çıkık kalça gibi…
  7. Ellere yapacak bir şeyler verin. Ellerin boş ve amaçsız durmamasını sağlayın. Bir buket vererek, damadın göğsüne koymasını sağlayarak, ya da basitçe el ele tutmalarını sağlayarak elleri meşgul edebilirsiniz.
  8. Buket gerilimine dikkat edin. Büyük bir buket gelinin elinde tansiyonu artırarak çirkin bir görüntüye sebep olabilir. Gerektiğinde bırakmasını söyleyebilir ya da damadın tutmasını sağlayabilirsiniz.
  9. Boyna sarılmış kollara dikkat edin. Bu poz bazen onları büyük gösterecektir. Gelinden kollarını böyle durumlarda boyna değil de bele sarmasını isteyebilirsiniz.

Ekipman

Profesyonel düğün fotoğrafçılığı yapacaksanız, gerçekten kaliteli ekipmanlar seçmelisiniz. Profesyonel fotoğrafçılık için gerekli makine, lens ve diğer araçlar maalesef çok pahalılar, o yüzden en başta doğru tercihi yapıp sonrasında pişman olmamak çok önemli.

Doğru seçim için ise ne istediğini bilmek çok önemlidir. Makineleri ve lensleri tanımadan ve detaylı bir şekilde araştırmadan kesinlikle yatırım yapmamalısınız. Şimdi ekipman seçerken nelere dikkat etmeliyiz ona bakalım.

1.Makine

Fotoğraf makinesi için önünüzde onlarca seçenek var. Ancak öncelikli aşmanız gereken sorun makinenin türüne karar vermek; aynalı mı aynasız mı?

Teknolojinin gelişmesi ile fotoğraf makineleri de evrim geçirdi ve D-SLR olarak bilinen aynalı makinelerden aynasız makinelere doğru ilerledi. Peki bu iki çeşit arasındaki farklar ve benzerlikler neler? Hangisi daha üstün?

Yeni Başlayanlar İçin Portre Fotoğrafçılığı

Portre fotoğrafçılığı fotoğrafçılığın oluşumundan beri var, belki de fotoğrafçılığın ortaya çıkma sebebidir. Bu sanatı insanların mağaralara çizdiği figürlere kadar dayandırabiliriz belki.  Bu yönüyle portre fotoğrafçılığı hem kişisel olarak beni hem de genelde bir çok insanın ilgisini cezbeden bir alan.

İnsan olarak, insan yüzü görmeye, onları seyretmeye bayılıyoruz. Bunun bir çok sebebi vardır.

İlk açıklama, tür olarak insan yüzünü tanımaya ve tepki vermeye programlı olduğumuz şeklinde. Sadece bir kaç günlük bir bebek bile bir insan yüzünü tanıyıp tepki verebiliyor. Dolayısıyla daha doğumumuzdan itibaren insan yüzünü tanımaya ve ona tepki vermeye başlıyoruz.

Bir diğer açıklama da belki de yüz yüze kuramayacağımız bir ilişkiyi portre vasıtasıyla kurabiliyoruz. Hiç kimse saatlerce bir insanın yüzüne bakmasına tepkisiz kalamaz ama gerçek hayatta yapamayacağımız bu yakınlaşmayı fotoğraf aracılığıyla yapabiliyoruz.

Ve son olarak, portreler insan duygularını en iyi yansıtan sanat biçimi. Bu yönüyle de dolu dolu ve samimi. Portre fotoğrafçılığına olan ilgiyi işte bu duygularla da açıklayabiliriz.

Portre Çeşitleri

Bu fotoğrafçılığa giriş yazımızda üç temel portre tarzını inceleyeceğiz. Bunlar

  • Yakın plan
  • Tam Boy
  • Çevresel

Bu üç portre çeşidini belirleyen tek bir faktör var, mesafe.

Modelinize en yakın olduğunuz portre türü yakın plandır. Yakın plandayken daha fazla detay ama konu olarak daha azını gösterirsiniz. Konudan uzaklaştıkça konu büyür ama detay azalır.

1. Yakın Plan

Yakın plan portre isminden de anlaşılacağı üzere en yakın ve en samimi portre çeşididir. Konumuza o kadar yakın oluruz ki, yüzündeki her izi, kaşlarını, kirpiklerini rahatça seçebiliriz. Gözlerinin içine bakabiliriz ve sanki ruhlarını görürüz. Bu demektir ki, kişinin tüm duyguları da gözler aracılığıyla karşı tarafa geçer.

Bu türde bizim için anahtar kelime gözlerdir. Bir insana baktığımızda gözümüz doğal olarak karşıdakinin gözüne doğru kayar.Bu demektir ki, kişinin tüm duyguları da gözler aracılığıyla karşı tarafa geçer. Yakın plan portre fotoğraflarında da aynı durum geçerlidir.

Naomi Frost tarafından çekilmiş ödüllü bir fotoğraf. Çocuğun gözlerine tekrar tekrar bakmamak nerdeyse imkansız gibi…

Gözlerin duyguyu yansıtması için direk izleyicinin gözlerine bakması gerekmiyor modelin. Konumuz başka yerlere bakıp, başka şeylerle de meşgulken gözler bir duyguyu yansıtmak için yeterince güçlü ve ön plandadır.

Lorean Cragh tarafından çekilen bu fotoğrafta konumuz gözümüzün içine bakmıyor ama yine de gözlerde yansıtılan duygu çok güçlü.

Gözlerin görünmediği portre fotoğraflar asla çok güçlü olamaz, eksiktir.

2. Tam Boy

Bu tür portre de yakın plana göre konumuzdan bir adım daha uzaklaşırız. Bu sayede fotoğrafta konuya dair daha fazla şey görürüz, mesela kıyafetleri kolları ayakları ayakkabıları gibi… Dolayısıyla bu tür fotoğrafta kıyafet ve poz daha fazla ön plana çıkabilir. Mesajınızı verirken de bu detayları kullanabilirsiniz. Mesela bir futbolcuyu bale kıyafeti içinde futbol oynarken düşünün, nasıl bir mesaj olurdu?

Konumuzun tamamını çektiğimiz bir portre.

3. Çevresel Portre

Bu portre türünde fiziksel olarak konunuzdan biraz daha uzaklaşırsınız ama artık kompozisyonunuza çok önemli bir öğe daha eklemiş olursunuz, çevre. Konunuzun bulunduğu çevre de fotoğrafın bir parçasıdır ve izleyiciye bir hikaye anlatır. Bu çevre kütüphanede kitap okuyan bir çocuk, atölyesinde iş yapan bir usta gibi… Hikaye çevresiyle mekanıyla bir bütündür.

Resim yapan bir ressam ve resimleri.

Portre Fotoğrafçılığında Poz Vermek

Eğer sokak fotoğrafçılığı yapmayacaksanız, bir şekilde modelinizin poz vermesi gerekecektir. Portre fotoğrafının estetik görünmesi için kabul görmüş duruş şekilleri vardır. Şimdi bu duruşları uzuvları tek tek ele alarak inceleyelim.

Portre fotoğraflarında, eller, gözler, kollar, bacaklar, omuzlar ve baş nasıl durmalıdır? Şimdi bu soruların cevaplarını inceleyelim.

1. Eller

Eller bir portre fotoğrafında uğraşılması en zor konulardan bir tanesidir. Onları nereye koyacağını, nasıl duracağını kararlaştırmak genelde sinir bozucu olabilir. Çünkü elleri eğer konunun önünde tutarsanız olduğundan daha büyük görünme ihtimali vardır. Bu da portreyi mahvetmek için yeterlidir. Bu sorunu çözmek için daha uzun odak mesafeli lensler tercihe edebilirsiniz.

Eller

Portre fotoğraflarında ellerle ilgili dikkat edilmesi gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz.

  • Ellerle ilgili en temel şey, konunun elini direk kameraya doğru yöneltmemek gerektiğidir. Bu şekilde elin şekli ve boyutu bozulur.
  • Bir portre fotoğrafı çekerken ellere özellikle özen gösterin. Ellerin rahat ve parmakların birleşik olmadığından emin olun.
  • Eğer konunuz ellerini rahat bir şekilde tutmayı  başaramıyorsa ellerin görünmediği portreler çekmeyi deneyin.
  • Bazen ellerle ilgili yapılması gereken en iyi şey, onlara tutlacak bir nesne vermektir. Konuyla alakalı elleri destekleyecek nesneler kullanabilirsiniz. Konunuzun yüzüğüyle oynamasını sağlayın, gömleğinin yakasını düzelttirin ya da masa sandalye gibi bir şeyin üzerinde durmasını sağlayın.
  • Elleri yan taraftan çekmeye çalışın. Bu şekilde eller daha güzel görünecektir.

2. Kollar

Portre fotoğrafçılığında poz verirken dikkat etmemiz gerekenler serimizde bu defa sıra kollarda. Poz verirken kollar nasıl durmalıdır sorusunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışacağız. Başlayalım.

Kollar Vücuttan Ayrı Olmalı

Portre fotoğrafçılığında kolların yanlarda durmasına ya da gevşek bir şekilde sarkmasına müsaade edilmez. Bel ve kollar arasına mesafe koymak genelde belin daha ince görünmesini sağlarken kolları bele yakın tutmak da tam tersi etkiyi yapar. Kolların vücuttan ayrı tutulması konunun zayıf, sarkık ve çelimsiz görünmesini de engeller.

Üçgen Görünümü

Kolları vücuttan uzak tutmak kompozisyonda üçgen görünümünü elde etmek için de gereklidir. Bu da izleyicinin gözünü konunun yüzüne yöneltmek için birebirdir. Portrede üçgen görünümünü elde etmek kompozisyonda elde edebileceğiniz en hoş pozlardan biridir. Üçgen oluşturmak veya doğal üçgenlerden faydalanabilmek portre fotoğrafçılığının olmazsa olmazlarından biridir.

Portre fotoğrafta üçgen görünümü genelde konunun kollarını vücudundan uzak tutup dirseklerini bükmesiyle elde edilir. Ayakta duran erkek bir konunuz varsa elini cebine koymasını isteyerek bir çeşit üçgen görünümü elde edebilirsiniz.  Kadınlar bir elini ya da iki elini kalçalarının hafifçe üstüne koyarak güzel görünüm elde edebilirler.

3. Yüz

Portre fotoğrafı deyinde insan resmi geliyorsa, yüzün duruşu bu tür fotoğrafçılıkta çok önemlidir. Çünkü insanın hikayesini bu sayede aktarabiliriz.

Tam Görünüm: Konumuz direk olarak kameraya baktığında bu görünümü elde ederiz. Genel olarak moda fotoğrafçılığı hariç tercih edilen bir yüz duruşu değildir. Bu görünüş iddialı bir duruş sergiler. Doğru bir konuyla çok güzel portreler oluşturulabilir.

7/8 Görünümü: Konunun yüzünü hafifçe kameradan çevirmesiyle elde edilir. Tam görünümden çok az farklıdır. Yüzün bir tanesi diğerinden çok az miktarda daha fazla görünür.

3/4 Görünümü: Bu görünümde konunun uzak kulağı artık karede görülmeyecek şekilde baş çevrilmiştir. Bu görünümde konunun uzak gözü biraz daha küçük görünür. O yüzden kişinin küçük gözünün (herkesin bir gözü diğerinden hafifçe küçüktür) kameraya daha yakın olduğundan emin olun. Böylece son fotoğrafta gözler eşit büyüklükte görünebilir.

2/3 Görünümü: Bu görünüş 3/4 görünümünden çok farklı değildir hatta çoğu fotoğrafçı ikisi arasında ayrım yapmaz. Bu görünüm portre fotoğrafçılığında en çok tercih edilen görünümdür. Çünkü yüzün detaylarını ifade biçimlerini en iyi resmeden görünümdür. Bu görünüme ne isim verirseniz verin, uzak gözün karede göründüğüne emin olun.

Profil Görünümü: Profil görünümünde konunun başı kameraya nerdeyse 90 derece döndürülür. Sadece bir göz karede mevcuttur. Bu görünümde fotoğraf çekecekseniz, konunuzun kirpikleri kareden çıkana kadar konunun başını çevirmesini sağlayın. Bazı aşırı durumlarda konunuz uzun kirpiklere sahipse, konuyu aşırı döndürmektense kirpikleri fotoshopla yok edebilirsiniz.

Portrelerde yüzün şekli çok önemlidir. Yukarda bahsettiğimiz görünüm şekillerini kullanarak bu yüzlerden çok güzel kareler elde edebilirsiniz.

4. Ayaklar

Portre fotoğrafçılığında ayakta duran konunuzun omuz ve başının doğru bir şekilde poz verebilmesi için ayakların duruşu çok önemlidir. O yüzden konunuzun duruşunu ayarlamaya önce ayaklardan başlayın. Ayaklar da tıpkı omuz ve baş gibi kameraya düz bir açıyla bakmamalıdır. Böylece ayakların ayarlanması ile, vücut, omuz ve baş da otomatik olarak portre için uygun konuma gelebilecektir.

Ayakları ayarlamak için de ilk yapmanız gereken konunuzun bir ayağını öne doğru atmasını sağlayıp ağırlığı da arka ayağına vermesini istemektir. Bu öndeki ayağın bükülmesine ve arka omuzun da öndekine göre biraz düşmesine sebep olur. Omuzlarla ilgili istediğimiz şey de buydu.

Yukardaki resimde ayakların aldığı şeklin vücudun duruşunu nasıl etkilediğine, özellikle baş ve omuz açılarındaki değişime dikkat edin

5. Omuz ve Baş

Portre fotoğrafında uzmanlaşmak için konunuzun baştan aşağı nasıl duracağını çok iyi bilmeniz ve onu iyi bir iletişim yöntemiyle yönlendirebiliyor olmanız gerekmektedir. Portre çekerken baş ve omuzlar nasıl durmalıdır,, genel trendler ve normlar nelerdir? Bu soruların cevabını bilmek işinizi oldukça kolaylaştırır. Bu soruların cevabını ararken her zaman aklınızda bulunması gereken başka bir kural vardır, kurallar çiğnenmek içindir, özellikle yaratıcılığın önemli olduğu fotoğrafçılık sanatında. Hadi başlayalım:

İyi bir portrede omuzlarla ilgili ilk kural, kameraya belirli bir açıyla bakması gerektiğidir. Yani konumuz düm düz bir şekilde değil omuzlardan bir tanesinin önde diğerinin hafif arkada kalacağı hafif bir açı ile bakması gerekir. Aynı şekilde omuzlar yere de dik açıyla bakmamalıdır. Omuzun biri hafif yukarda olması fotoğrafı güzelleştirecek unsurlardan bir tanesidir.

Diğer taraftan başın duruş şekli de omuzlara göre ayarlanır. Yine baş omuza dik açıyla bakmamalıdır. Bu bakımdan konunun başı fotoğrafa göre hafif sağa ya da sola eğik olmalıdır.

Erkeklerde baş genellikle daha aşağıda olan omuza doğru eğik olmalıdır ve baş o tarafa çevrilmelidir. Vücut da genellikle kameraya 45 derecelik bir açıyla dönük olur. Eğer konunuz oturuyorsa kameraya doğru hafif eğilir,  bu şekilde daha masküler ve iddialı bir poz elde edilmiş olur.

Kadınlarda ise baş genellikle yukarda olan omuza doğru bükülür. Vücut belden ileriye doğru hafif bükülür ve yüzün baktığı tarafın aksi yöne doğru hafifçe eğilir.

Tabii ki bu açılar abartılmak zorunda değildir. Bu eğimler bazen fark edilmeyecek kadar az da olabilir.

Yazının en başında da belirttiğimiz gibi, bu eğilimleri öğrendikten sonra artık bunları yaratıcı bir şekilde aşmanın yollarını bulmalı ve fotoğrafınızı özgün hale getirmeye çalışmalısınız. Böylece diğerlerinden sıyrılabilirsiniz.

Diğer Öneriler

Araştırmalar gösteriyor ki, iletişimin aslında %85 i vücut dili aracılığıyla gerçekleşiyor. %5 i konuştuğumuz kelimelerle geriye kalan %10 ise ses tonu, tempo vs ile gerçekleşiyor. Biliyoruz ki, fotoğraflar konuşmaz. Dolayısıyla fotoğraftaki iletişimi, yani duyguyu aktarma olayını gerçekleştirmek için elimizde tek ve en önemli araç kalıyor, vücut dili.

Bu yüzden modelinizin doğru mesajı iletecek şekilde poz vermesi, vücut dilini iyi kullanması çok önemlidir. Peki bu konuda ipuçları nelerdir?

Portre fotoğrafçılığında genel bir kural vardır (eğer bir kural varsa); eğilebiliyorsa eğin.

Ne demek bu, eller, kollar, baş, dizler vs… Konunuz bunları doğru bir şekilde eğdiğinde portreniz çok daha ilginç olacaktır. Tabii ki vermek istediğiniz mesaj bazen konunun sadece dik durması ile verilebiliyorsa durum farklıdır. O zaman gerekeni yapmanız gerekir.

Eller, kapalı olmaktansa açık ve uzatılmış olduklarında çok daha çekicidir. Karşınızdaki birinin elleri kapalıyken ve açıkken neler hissedeceğinizi düşünün.

Bir anne ve bebeğini çekiyorsanız, annenin direk kameraya mı bakmasını yoksa başını eğip çocuğuna mı bakmasını isterdiniz?

Zafer kazanmış bir futbol oyuncusunu çektiğinizi düşünün. Elleri cepte uzak bir yerlere bakarken mi çekerdiniz yoksa direk kameraya bakarken mi? Belki elleri havada kalabalığa bakarken de çekmek isteyebilirsiniz.

Sonuç olarak konu portreyse vücut dili çok önemlidir. Konunuzun her hareketi farklı bir duygu verebilir.

1. Göz seviyesi

Portre fotoğrafçılığında bir teknik, eğilerek konunun göz seviyesinden biraz aşağıdan fotoğrafı çekmektir. Özellikle de kadınlar ve çocuklarda bu önemlidir. Elbette kuralların her zaman istisnaları vardır ancak bu istisnaları görebilmek için önce kurallara hakim olmak gerekir.

2. Gözleri keskinleştirmek

Portre fotoğraflarında konunun gözlerini hafifçe keskinleştirebilirsiniz. İzleyici bunun genellikle farkında olmaz ancak dikkati ister istemez gözlere daha da odaklanır. Moda fotoğrafçıları bunu çok sık yaparlar.

3. Düşük alan derinliği

Portre fotoğraflarını güzel kılan en önemli öğelerden bir tanesi de düşük alan derinliğidir. Böylece konuyu ön plana çıkarırken arka plan ve geriye kalan her şeyi ikinci plana atabilirsiniz. Çoğu zaman diyaframı sonuna kadar açarak sadece gözlere odaklamak yeterlidir.

4. Işık

Işık doğrudan konunuzun üzerine düşmemeli ve çok fazla ya da aşırı olmamalıdır. Flash kullanıyorsanız ya da ışık kaynağınız varsa genellikle ışığı yumuşatmak gerekir.

5. Duyguyu yakalamak

Bu modelinizle uyumu gerektirir. Fotoğraf çekerken modelinizi rahat hissettirmeli ve duygularınızı onunla paylaşmalısınız. Gülün güldürün ve duygularınızı paylaşın. Bu duygular ister istemez fotoğrafa da yansıyacaktır.

6. Beyaz

Gözümüz doğal olarak parlak şeylere yönelir. Konumuzun yüzüne odaklanmak istiyoruz, öyleyse modelimize beyaz tişört gibi kıyafetler giydirmemek gerekir.