Bireyselleşmenin Aşamaları

Daha önce toplumlardaki bu dalgalanma ve çatışmaların insanların kendi bireysel kararlarını verme iradesini kolayca kullanamaması ve gruplar tarafından kolayca maniple edilmesinden kaynaklandığını, ve bu sorunun insanların bireyselleşmesiyle belki bir miktar çözülebileceğini söylemiştim. Bu yazıda konuyu biraz açmaya ve birey kavramının benim için ne anlama geldiğini açıklamaya karar verdim.

Benim için “Birey” nedir?

Başkaları değişik tanımlar yapmıştır muhakkak, bilmiyorum ve ilgilenmiyorum. Birey benim için, kişinin kişisel çıkar düşüncelerinden sıyrılıp, tamamen gerçeklik arayışı içinde, toplumun norm ve yargılarına mesafeli bakabilen, onları sorgulayıp kendi yargılarına ulaşabilen, hiç bir düşünceye körü körüne bağlanmayıp bir düşünceye bağlanacaksa bile onu kendi beyin süzgecinden geçirip her ayrıntısını inceledikten sonra kabullenen kişidir.

Kısaca benim için birey, kendi kararını verebilen, sürü psikolojisi dinamiklerini görüp kendini bunun dışında tutabilen kişidir.

Bireyselleşmenin Aşamaları

Birey insanın kendiliğinden olabileceği bir şey değildir. İnsan doğduğundan itibaren önce ailesi sonra toplum tarafından çok katı inançlar ve değerler tarafından kuşatılır. Günümüzde ise modern iletişim sayesinde kişi bir günde binlerce fikir akımına maruz kalmakta, istemese de bunların etkisi altına girmekte, girmediği zamanlarda ise kafa karışıklığı ile baş başa kalmaktadır.

Dolayısıyla Birey olmak zordur ve aşamaları vardır. Bana göre bunun ilk aşaması kişinin kendini kişisel çıkarlarının menfaatlerinin dışına çıkaracağı “çıkarsızlık” aşamasıdır.

1. Çıkarsızlık: Birey, tarafsız düşünen kişi demekse, bu tarafsızlık en başta kendinden bile soyutlanacağı kendine bile dışardan bakabileceği bir tarafsızlık olmalıdır. Bu yüzden düşünürken bilinçaltını etkileyebilecek her türlü çıkar hesaplarından, yaranma psikolojisinden ve menfaat düşüncesinden uzaklaşmalıdır.

Kısaca, düşüncedeki ilevselliği bir kenara bırakıp gerçeklik üzerine yoğunlaşmalıdır.

2. Düşünme

Kara kara düşünme değil elbette. İnsanoğlunun elindeki en büyük hazine kişiden kişiye değişmekle birlikte bence beynidir. Düşünme de bana göre bu organın yerli yerinde ve kullanmasıdır. Düşünürken kişinin elinde bir amaç olmalı ve düşüncesini bu amaca hizmet ettirmelidir. Bu amaç da olsa olsa gerçeklik olmalıdır.

3. Okuma – Araştırma

İnsan düşüncesini temelsiz bir şekilde yönlendiremez. Düşünmek için önce bilgiye sahip olmak gerekir ve başkalarının sizden daha iyi bilebileceği gerçeğini her zaman gözünün önünde bulundurmak gerekmektedir.

Aslına bakarsanız bu aşama en zor aşamadır. Çünkü iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte size ulaşan binlerce mesaj var ve bu mesajları gönderenler de son derece profesyonel tekniklerle kendilerinin sizden bilgili olduğunu ve söylediklerinin gerçek olduğunu size empoze etmeye çalışacaktır.

Okuduklarınız  araştırdıklarınız zaman zaman sizi istemediğiniz, ya da başkalarının istediği yollara yöneltse de bakış açınızı genişletecek ve düşünme şeklinize yeni bir boyut ekleyecektir.

4. Analiz – Sentez

Bilimsel düşünme yöntemlerine çok benzedi aslında bu aşamayla… İnsan gördüklerini, bildiklerini, düşündüklerini analiz edip senteleyip kendi düşüncesine ve gerçeğine ulaşmalıdır. Bu düşünce başkalarının düşüncesi ile aynı olabilir, daha önce birileri tarafından ortaya konmuş da olabilir… Fark etmez, bu aşamalardan geçerek vardığınız sonuç sizin sonucunuzdur.

5. İfade

Sıra kendinizi ifade etmeye geldi. Yukarıdaki aşamaları geçip kendinize bir fikir oluşturdunuz. Her şeyi doğru yaptıysanız sağlam bir fikir bu ve bunu paylaşmamak, toplum içinde ifade etmemek için bir sebebiniz yok. Hem bu geri dönüt almanızı varsa düşüncenizdeki hatalarınızı görmenizi sağlayacaktır. Yani bireyselliğinize değer katacaktır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: