Bir Veda Yazısı

Bu yerden gitme ihtimalim ortaya çıktıktan beri düşünüyorum, burada biriktirdiğim güzel anılarımı, tanıdığım güzel insanları yıllar sonra okuyup da gülümseyeyim diye kaleme almayı. Yani kısaca bir veda yazısı yazmayı düşünüyorum yaklaşık bir aydır. Sorun şu ki yazacak pek bir şey bulamadım.

Buraya geldiğim gün dışında aklımda kalan pek bir olay yok. Tanıdığım insanlarla ilgili yaşadığım çok güzel anılar da yok. Gideceğime sevinmiyorum, üzülmüyorum da… Sadece yeni bir başlangıç yapacak olmanın verdiği küçük bir heyecan var.

Buraya gelmem kesinleştiğinde Niğdedeydim. Başlangıçta pek sevmediğim bir yerdi ama zamanla alışkanlık olsa gerek, buraya geleceğim kesinleştiğinde pek sevinemedim. Hatta içten içten üzüldüm diyebilirim. Ama buraya geldiğim ilk gün duygularım değişti, bir birine bakan yemyeşil iki dağ, ortasından geçen bir ırmak, kuşlar böcekler doğa… İçimden iyi ki buraya gelmişim dedim. Belki de hatırlayacağım hatırladıkça gülümseyeceğim tek şey buydu…

Giderken se aklımda hatıralar olmasa bile çıkardığım dersler var. Buraya gelmeden önce, insanların nefretlerinin de sevgileri kadar güçlü olması gerektiğini düşünürdüm. Sevgileri olabildiğince yumşak nefretleri ise bir kılıç gibi keskin olmalıydı. Ama bu felsefeyi kendimde uygulayamazdım, nefret ettiğim olgular olsa da insanlar konusunda suçu hep kendimde bulduğumdan nefret edecek pek kimsem olmadı. Burada durumlar değişti, çünkü beni düşman belleyen insanlar çıktı ortaya… Ben mi, onları düşman olarak görmüyorum zira düşman olarak görmem için uğruna savaşacağım bir şey ya da körü körüne bağlandığım şeylerin olması gerek. Ben de şu an onlar yok.

Nefret ettiğim kişilerse beni düşman belleyen arkamdan konuşanlar değil. Onların bunları yapmasını sağlayacak bir kabahatim mutlaka olmuştur… Ben kendi beyinleri yokmuş gibi davranıp benle ilgili söylenen herşeye inanıp bunları sorgulayıp doğrulamadan o dağ gibi önyargılarıyla bana tavır alan beyinsiz insanlardan nefret ediyorum. Nefret edecek bir insan türünü keşfettiğim için aslında biraz rahatladım diyebilirim.

Diğer taraftan üzülerek öğrendim ki bu tür insanlar her yerde. Beyinlerini çalıştırıp, bir şeyleri araştırıp öyle bir fikir sahibi olmak yerine başkalarının düşüncelerini aynen alıp sorgulamaya üşenerekten ona göre bin bir zahmetin ve rezaletin altına imza atan milyonlarca koyunun varlığını öğrendim.

Bana düşmez ama bu konuda ne yapabiliriz diye de sordum kendime.

İnsanları bireyselleştirmeli dedim. Onlar önce birey olmalı.

Üniversitede rehberlik derslerinden hatırladığım kelime anlam kazandı. Birey.

İnsan biz olmadan önce ben olmalı dedim.

Nerden nereye… Burada geçen üç yılın özeti bu. Dostluklar edinmedim mi? Kendilerine sonsuz güvendiğim Ali B. ve Tunahan K. ya sonsuz teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: